Allah’ın kelamında çelişki olmaz
|
Sual: Kur'an-ı kerimde çelişki bulduğunu sanıp, (Tanrı, insanı şu
âyette topraktan, şu âyette sudan, şu âyette çamurdan yarattığını söylüyor.
Diğer milletler Tanrının kulu değil mi de, Kur'anı Arapça indirdi) diyen
birisine nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Allah’ın kelamında tenakuz [çelişki] olmaz. Cenab-ı Allah buyuruyor ki:
(Eğer o [Kur'an-ı kerim] Allah’tan başkası tarafından [gelmiş]
olsaydı, elbette onda tutarsız [uyumsuz] çok şey bulunurdu.) [Nisa
82]
Eshab-ı kiramdan birkaç zat, bir âyet-i kerime üzerinde farklı yorumlar
yaparken, Resulullah efendimiz çıkageldi ve buyurdu ki:
(Sizden önceki ümmetler, Allahü teâlânın gönderdiği kitabı yanlış
yorumladıkları için helak olmuştur. Bu Kur'anın bir kısmı, diğer bir kısmına zıt
değildir. Anlayamadığınız yerleri bilenlerden sorun!) [İ.Ahmed]
Mucizelerin en büyüğü
Peygamber efendimiz, kimseden bir şey öğrenmemiş, hiç yazı yazmamış iken ve
geçmişlerden ve etraftakilerden haberi olmayan insanlar arasında hasıl olmuş
iken, Tevratta ve İncilde ve bütün başka kitaplarda yazılı şeyleri bildirdi.
Geçmişlerin hallerinden haber verdi. Her dinden, her meslekten ileri gelenlerin
hepsini huccet ve burhanlar söyleyerek susturdu. En büyük mucize olarak Kur'an-ı
kerimi ortaya koydu. Allahü teâlâ, Resulüne buyuruyor ki:
(Sen bundan [Kur'an-ı kerim gelmeden] önce bir kitap okumuş ve onu
yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı bâtıl yoldakiler, [Kur'anı başkasından
öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış] derler ve [Yahudiler de,
Onun vasfı Tevratta ümmidir, bu ise ümmi değil diye] şüpheye düşerlerdi.)
[Ankebut 48]
Kur'an-ı kerimde kimsenin yapamayacağı, söyleyemeyeceği şeyler sayılamayacak
kadar çoktur. Birkaçı şöyle:
1- İcaz ve belagattır. Yani az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak, çok
şey anlatmaktır. Bütün şairler, edebiyatçılar, Kur'an-ı kerimin nazmında ve
manasında aciz ve hayran kalmışlar, bir âyetin benzerini söyleyememişlerdir.
İcazı ve belagati insan sözüne benzemez. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir
kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozulur. Bir kelimesinin
yerine koymak için, başka kelime arayan bulamamıştır.
2- Harfleri ve kelimeleri, Arap harflerine ve kelimelerine benzediği halde,
âyetler, yani sözler ve cümleler, onların sözlerine ve şiirlerine hiç
benzemiyor. Kur'an-ı kerimin yanında onların sözleri, cam parçalarının elmasa
benzemesi gibidir. Dil mütehassısları bunu pek iyi görmektedir.
Allahü teâlâ, her asırda en az bir kişiyi Peygamber olarak göndermiş, ona
çeşitli mucizeler vermiştir. Mesela, Hz.Musa zamanında sihir, büyücülük çok
ilerlemişti. Hz.Musa asasını yere koyup büyük bir ejderha olmuş, sihirbazların
ellerindeki aletleri, ipleri yutmuştur.
Hz.İsa zamanında tıp çok ileri idi. Hz.İsa mucize olarak, körleri iyi etmiş,
ölüleri diriltmiştir.
Bizim Peygamberimizin zamanında ise edebi söz ve yazı sanatı çok ileri idi.
Yarışmada birinci olan şiir, yazı ve konuşmalar Kâbe duvarına asılırdı. Kur'an-ı
kerim gelince bunlar indirilip yerine, gelen âyetler kondu. İnatçı kâfirler
hariç herkes Kur'an-ı kerimin Allah’ın kelamı olduğuna inandı.
Kur'an-ı kerimde, (Bu Kur'an, Allah kelamıdır. İnanmıyorsanız, bir âyeti
kadar siz de söyleyin! Söyleyemezsiniz) buyuruluyor. Bütün düşmanlar el ele
verip, yıllarca uğraştıkları halde onun benzerini bugüne kadar söyleyemediler.
Söylemek de mümkün değildir.
3- Bir insan, Kur'an-ı kerimi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor,
usanmıyor. Arzusu, hevesi, sevgisi ve zevki artıyor. Halbuki, Kur'an-ı kerimin
tercümelerinin ve başka şekillerde yazmalarının ve diğer bütün kitapların
okunmasında, böyle arzu ve lezzet artması olmuyor. Usanç hasıl oluyor. Yorulmak
başkadır, usanmak başkadır.
4- Geçmiş insanların hallerinden birçok şey Kur'an-ı kerimde
bildirilmektedir.
5- İleride olacak şeyleri bildirmektedir. Bunlardan çoğu meydana çıkmış ve
çıkmaktadır.
Mesela, Rum suresinin 3. âyetinde mealen, (Rumlar, en yakın bir yerde mağlup
oldu. Halbuki onlar, bu mağlubiyetten sonra birkaç yıl içinde [on yıla
varmadan] galip gelecektir) buyuruldu.
Bu âyet, Rum Kayseri Herakliusun on yıldan az zamanda, İran şahı
Husrev Perviz ordusuna galip geleceğini önceden haber vermektedir. Aynen
vaki oldu.
İnsanın yaratılışı
(Kur'anda, insanın yaratılışı ile ilgili olarak bir yerde çamur, bir yerde
toprak, bir yerde su, bir yerde nutfe deniyor. Görüldüğü gibi Kur'anda çelişki
vardır) iddiası cahillikten ileri gelir.
Kur'an-ı kerimde çelişki [tenakuz] yoktur ve olamaz. Kur'an-ı kerim, her cahilin
kolayca anlayacağı basit bir kitap değildir. Kur'an-ı kerimin tercümesini okuyup
da, hüküm çıkarmaya çalışmak çok yanlış olur.
Hz.Âdem’in, Al-i İmran suresinde topraktan, Hicr suresinde balçıktan, Saffat
suresinde cıvık çamurdan, Rahman suresinde kuru balçıktan olduğu
belirtilmektedir. Mesele ilmi bir şekilde incelenince, hepsinin de menşeinin
toprak olduğu görülür. Demek ki, Hz.Âdem çeşitli topraklardan yaratılmıştır.
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan
topraklardan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte
olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Kimi yumuşak, kimi
sert, kimi de halis ve temiz oldu.) [Ebu Davud]
Hazret-i Âdem, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk Peygamberdir. Bütün
insanların babasıdır.
Çeşitli ülkelerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp, insan
şekline koydu. Mekke ile Taif arasında kırk yıl yatıp, pişmiş gibi kurudu. Önce
Muhammed aleyhisselamın nuru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cuma günü ruh
verildi. Kendisine her şeyin ismi ve faydası bildirildi.
İnsanlar bir kişiden, Hz.Âdemden yaratılmıştır. (Nisa 1, Zümer 6,
Enam 98)
İlk insan, çamurdan, balçıktan, yani topraktan yaratılmıştır. (Al-i İmran
59, Enam 2, Rum 19, 21, Saffat 11, Rahman 14,
Araf 12, Hicr 26, 28, 33 İsra 61, Sad 71)
İlk insanın çamurdan, nesli, nutfeden yaratılıp; nutfe, çeşitli devrelerden
sonra et, kemik, sonra insan haline geldi. (Müminun 12-14, Secde
7-9, Hac 5, Mümin 67)
Her canlı şey [hayvan ve bitki] sudan yaratılmıştır. (Enbiya 30, Nur
45, Furkan 54)
İnsan nutfeden yaratılmıştır. (Nahl 4, İnsan 2, Abese 19)
İlk insan topraktan, nesli nutfeden yaratıldı. (Fatır 11, Hac 5,
Kehf 37, Mümin 67)
Bu âyetlerde, insanın nutfeden yaratıldığı açıkça bildirilirken, aşağıdaki
âyetlerde, nutfe için, su, hakir su, atılan su gibi ifadeler, teşbihler
kullanılmıştır.
Bir damla sudan, bir damla nutfeden yaratılan insan, kibirlenir, kendini bir şey
zanneder. Böyle bir insan için buyuruluyor ki:
(Bakarsın ki Rabbine apaçık bir hasım oluverir.) [Nahl 4]
Hakir su ifadesinden de kolayca anlaşılacağı gibi, insan basit bir sudan
yaratılmıştır.
Allahü teâlâ, (Aslın bu, niye kibirleniyorsun) buyuruyor. İblis de, ateşi üstün,
toprağı da hakir gördüğü için, kibirlenerek topraktan yaratılan Hz. Âdem'e doğru
secde etmedi. (Araf 12, Hicr 33, Sad 74, 75)
İnsan sudan [nutfeden] yaratıldı. (Furkan 54)
İnsan hakir sudan [nutfeden] yaratılmıştır. (Secde 8, Mürselat 20)
İnsan, atılan bir sudan [nutfeden] yaratılmıştır. (Tarık 6)
Görüldüğü gibi, âyetin birisinde nutfe, diğerinde su denmesi farklı bir şey
değildir. Ateist yazarın anladığı gibi Kur'an-ı kerimde asla çelişki yoktur.
Kur'an-ı kerimi kim anlar
Kur'an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz. Hatta evliyanın ve
ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullah
efendimize sorarlardı. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kur'an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve
dinlemekle eskimez.) [İbni Mace]
Kur'an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün
manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat
Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen buyuruluyor ki:
(De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler
mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin
sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi]
Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Halbuki bunları da
insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın
kelamını herkes nasıl hemen kolayca anlayabilir?
Doğrusunu anlayabilmek için, bir Kur'an tercümesine [meallere] değil, İslâm
âlimlerinin tefsirlerine bakmak gerekir.
Kur'an-ı kerim niçin Arapça?
(Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur'anı Arapça indirdi)
demesi de maksatlıdır. Eğer Kur'an İngilizce olarak inseydi, aynı bozuk
mantıkla, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur'anı İngilizce
indirdi) diyecekti. Maksadı yanlış bulmak olduktan sonra her şeyi tenkit
eder.
Yusuf suresinin, (Biz Kur'anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu
anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle
açıklanıyor:
Biz Kur'an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en ahenktâr
olan Arap lügatı üzere indirdik. Eğer akıllıca düşünürseniz, bu Kitabın
ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün
insanlığa hitap ettiğini, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir
saadet telakki edersiniz.
Ey Araplar, Kur'an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok
edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan
sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.
Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa
ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'an-ı kerimi
insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu
(Nahl 44)
Eğer Yunanca olsaydı
Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur'an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan
bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsilatlı şekilde
açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu halde, Arapça olmayan bir kitap mı
geldi) mealindeki kırkdördüncü âyet-i kerimesinin tefsirlerdeki açıklaması
da şöyledir:
Kur'an-ı kerim [İbranice, Yunanca falan değil] sizin lisanınızda, yani
Arapçadır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden
bu Kur'an-ı kerimin İlahi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap
olduğunuza göre, Kur'anın ahkamını da anlarsınız) denmiyor.
[Tokatlı Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabiyi az biliriz.
Fakat Kur'an-ı kerimi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.]
Lisanı Arabi olan herkes Kur'anı anlayamaz. Lisan ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe
bilen insan, tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi?
Kur'an-ı kerim baştan başa bir ilim deryasıdır. Her Arabi bilen Kur'an-ı kerimi
nasıl anlar?
Tercümesini okuyup da, (Bakın Kur'anda çelişki var) demek ne kadar abes ve
saçmadır.
Copyright © HuzuraDogru
Yayinlanma:: 2007-01-27 (404 Okunma) [ Geri Dön ] |