Sual: Sevgi nedir, Allah sevgisi nedir?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Sevgi, gönlün zevk aldığı şeye meyletmesi demektir. Bu meylin kuvvetlisine aşk
denir.
Sevginin deyim anlamı ise şöyledir:
Sevgi, hiçbir karşılık beklemeden sevgiliye [Allahü teâlâya] tâbi olmak, Ona
itaat etmek, Onun her işini güzel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı
görmek ve Onun dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek, kısacası Onun rızası
için yaşamaktır.
Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi gerektirir.
Bu sevgi ve düşmanlık, sadık olan aşıkların elinde ve iradesinde değildir.
Çalışmaksızın, zahmet çekmeksizin kendiliğinden hasıl olur. Dostun dostları
güzel görünür ve düşmanları çirkin ve fena görünür. Dünyanın güzel görünüşlerine
kapılanlara hasıl olan sevgi de, bunu gerektiriyor. Seven, sevgilisinin
düşmanlarından kesilmedikçe, sözünün eri sayılmaz.
İki zıt şey sevilmez
Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. Ona yakından uzaktan ilgili
olan her şeyi sevgili kılar. Bunun için, "Sevgilinin kapısındaki köpek, sevenin
kalbinde, diğer köpeklerden üstündür ve ayrı bir yer tutar" demişlerdir.
Şeyh-ül-İslam Abdullah-i Ensari hazretleri buyuruyor ki:
(Biri, çok sevdiğim bir zatı incitmişti. O andan beri, kalbimde ona karşı
soğukluk duyuyorum.) Büyüklerin, (Sevdiğini incitene darılmaz, gücenmez isen,
köpek senden daha iyidir) sözü meşhurdur.
Sevginin şartı olan hubb-i fillah, buğd-i fillah, Kur'an-ı kerimde ve
hadis-i şerifte bildiriliyor. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek, insanı
Allah’tan uzaklaştırır. Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani düşmanlarından
uzaklaşmadıkça, sevgiliye dost olunmaz. (C.4, m.29)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz
sevmek gerekir. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman
bilmektir. Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye müdahene [gevşeklik] sığmaz.
Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı
gidenlerle uyuşamaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez.
Cem-i zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine
düşmanlığı icap ettirir. (C.1, m.165)
Abdullah-i Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
Allahü teâlâyı seven, bilmediği bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar,
gözyaşları dinmez. Her işinde Allah’tan korkar, titrer. Allahü teâlânın
sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Sabreder, affeder. Her
geçimsizlikte, sıkıntıda, kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allahü teâlâyı
düşünür, gafletle yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten
korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. (M. 85)
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşturacak
işlerin sevgisini nasip et ve sevgini [susuzluktan yananın arzuladığı]
soğuk sudan benim için daha kıymetli kıl!) [İ.Gazali]
Bir kimse, Allah’ı seviyorsa, bilsin ki Allahü teâlâ da onu seviyor demektir.
Büyüklerden biri buyurdu ki:
(Ben Allahü teâlâyı sevdiğimi zannediyordum. Halbuki O beni seviyormuş.)
Sevginin sebepleri
Bilip anlamadan sevgi gerçekleşmez. Ancak bilinen sevilir. Sevgi,
cansızların değil, canlı ve anlayışlı olanların özelliğidir. İnsanın anladığı,
zevk ve rahatlık duyduğu her şey, sevimli; acı duyduğu, nefret ettiği her şey
sevimsizdir. Zevk alınan her şeyin, zevk alan için sevimli olması, gönlün ona
meyletmesi demektir.
Her duyu, ancak anladığı şeyden zevk alır, ona meyleder, onu sever. Mesela gözün
zevki, görüp hoşlandığı şeylerdir. Kulağın zevki, duyduğu güzel seslerdir.
Burnunki güzel kokulardır. Dilin zevki, yiyip içtiği şeylerin tadıdır. Dokunma
duygusunun, tutmanın zevki, yumuşaklık ve zevki okşayan şeylerdir. İşte
duyularla anlaşılan bu şeyler, hoşa gittikleri için sevilir.
Beş duyunun hiçbiri ile anlaşılmayan sevgi de vardır. Altıncı bir duyu ile
bilinir. Beş duyu ile elde edilen zevkte hayvanlar da ortaktır.
İnsanın kalb gözü, baştaki gözden daha kuvvetlidir. Aklın anladığı güzellik,
gözün gördüğünden daha büyüktür.
Sevginin sebepleri üçtür:
1- Her canlı kendini sever. Kendini sevmek, varlığının devam etmesini
istemek ve yok olmaktan hoşlanmamak demektir. İşte bunun için insan, yaşamayı
sever ve ölümden hoşlanmaz. Varlığımızın devamı gibi, her şeyimizin mükemmel
olması da sevilir. İnsan, önce kendi zatını, sonra uzuvlarının selametini sever.
Daha sonra malının, evladının, akraba ve dostlarının selametini sever. Bunları,
vücudunun devam ve kemaline sebep oldukları için sever. Mesela evladından bir
fayda görmese de sever. Çünkü kendinden sonra neslini devam ettirecek odur.
2- İnsan, ihsanı sever. İnsan, ihsanın kölesidir. Gönül, kendine iyilik
edeni sever, kötülük edenden nefret eder. İnsan, ister istemez iyilik edene
karşı sevgi duyar.
Sağlık sevilir. Sağlığının devamı için doktor da sevilir. Doktoru da kendimizi
sevdiğimiz için severiz. Bunun gibi ilmi de, öğretmeni de severiz. Öğretmeni
ilme sebep olduğu için severiz.
Para, çeşitli ihtiyaçları karşılamaya ve yiyip içmeye vasıta olduğu için
sevilir. Yemeğin kendisi de yenmek için sevilir. Biri bizatihi, diğeri ise
vasıta olduğu için sevilir. İyilik edeni sevmek, onun şahsını değil, iyiliğini
sevmektir. İyilik kalkınca, sevgi de kalkar. İyilik azalırsa, sevgi de azalır.
3- Bir kimseyi, ettiği iyilikten dolayı değil, bizzat zatından dolayı
sevmek, yok olup tükenmeyen gerçek sevgidir. Bu da güzeli sevmek demektir.
Güzelliği anlayan güzeli sever. Güzelliği sevmek, güzelliğin zatındandır. Çünkü
ondaki güzelliği anlamak, zevkin kendisidir. Güzeli anlamak da bir zevktir.
Akarsu, yeşillik, tabiattaki güzellikler yiyip içildikleri için değil, sırf
güzel oldukları için sevilir. Bu insanın elinde olmayan sevgidir. Allahü
teâlânın güzel olduğu bilinirse, Onu da sevmemek imkansızdır. O ise, güzeller
güzelidir.
Sevgi ve üstün zevk
Zevkler anlayışlara bağlıdır. Herkes her şeyden aynı zevki alamaz,
yaratılışına uygun şeylerden zevk alır. Mesela, gazap ehli, intikam almak ve
galip gelmekten zevk alır. Her organın zevki de ayrıdır.
Kalb, beş duyunun bilemediği manaları anlar. Mesela, âlemin yaratıldığını, yani
sonradan meydana geldiğini ve bunu yaratan bir Halıka muhtaç olduğunu anlar.
Bunlar beş duyu ile bilinmez.
Akıl, insanı hayvandan ayıran bir kuvvettir. Eşyanın hakikati akılla bilinir.
Akıl da marifet ve ilimden zevk alır. Bu, âdi, faydasız, hatta zararlı bir ilim
bile olsa, bunu başkasına öğretmekten zevk alır. Mesela, bir kumar oyununu
bilen, onu başkasına öğretmek ister. Bu da her çeşit bilginin zevkli olduğunu
gösterir.
İlmin zevki, ilmin şerefi nispetinde kıymetli olur. İlmin zevki de bilinen
şeylerin kıymetine göre değer kazanır. Mesela insanların gizli hallerini bilip
onu anlatmak zevklidir. Bir valinin sırlarını bilip açıklamak daha zevklidir.
Hele dünyanın en büyük hükümdarının sırlarını bilip açıklamak çok daha
zevklidir. Görüldüğü gibi ilmin şerefi, malumun [bilinen şeylerin] şerefine
bağlıdır.
Kâinatı yoktan yaratan, süsleyen, devam ettiren Allahü teâlânın ilminden daha
yüce, daha şerefli, daha büyük, daha olgun ilim olamaz. O halde en çok arzu
edilen bu ilimdir. Bu ilmin zevki; şehvet, gazap ve diğer duyulardan elde edilen
zevklerden çok daha fazladır. Allahü teâlâyı tanımak, Onun cemalini temaşa
etmek, emirlerindeki sırları anlamak, zevklerin en büyüğüdür. Zevk veren öyle
şeyler var ki, hayal etmek bile mümkün değildir. Allahü teâlâ, (Salihler
için, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve insanların hatırından geçmeyen
şeyler hazırladım) buyurdu.
Evliya, üst olmanın sıkıntılarla dolu olduğunu ve ölümle de sona ereceğini
bildiği için, baş olmaya değer vermez. Ahiret nimetleri sonsuz ve sıkıntısız
olduğu için hep onlarla meşgul olur. Ölüm de buna mani değildir. Çünkü Allahü
teâlâyı bilen yok olmaz. Ölüm onun halini değiştirir. Ruh, beden kafesinden
kurtulur. Beden ölür, fakat ruh ölmez. Ölüm yok olmak değildir.
Batıni olan baş olma zevki, zahiri olan 5 duyunun zevkinden daha üstündür.
Batıni zevkleri, hayvan ve bunak anlayamaz. Allahü teâlânın işlerinin sırlarını
bilmek, baş olmak gibi bütün zevklerden çok üstündür.
Manevi zevkler anlatılmakla bilinmez, tatmayan anlayamaz. Çocuk, önce oyundan,
oyuncaktan zevk alır. Sonra süslenmek, vasıtalara binmekten zevk alır. Erginlik
çağına girince evlenmek ister. Daha sonra da baş olma sevdasına düşer. Bir
çocuk, oyuncakları bırakıp da, makam sevdasına düşenlere güler. Makam sevdasında
olanlar da, marifetullah ile uğraşan evliyaya güler. Kişi bilmediğinin
düşmanıdır.
Ahiret nimetleri, sevginin kuvvetiyle ölçülür. Sevgi ne kadar kuvvetli olursa,
zevk de o nispette artar. Her müminde sevgi bulunur. Çok sevebilmek için iki
sebep vardır:
1- Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu
suyu çıkarmadan başka şey konulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah
sevgisiyle doldurmak için, başka her şeyi temizlemek gerekir. İhlas, kalbde
Allah sevgisinden başka şeye yer bırakmamak, başka şeyleri temizlemek demektir.
Kalbi başka sevgilerden temizleyenin imanı kuvvetlenir.
2- Kalbi masivadan [yani Allah sevgisinden başka her sevgiden] temizledikten
sonra, Allah sevgisini kalbe iyice yerleştirmek gerekir. Toprağı sürüp yabancı
otlardan temizledikten sonra temiz tohum atmaya benzer. Bu tohumdan sevgi ağacı
büyür. Bunun için de salih amel gerekir. Amel için de ilim gerekir. Demek ki,
istenilen sevgiye kavuşabilmek için ilim, amel ve ihlas şarttır.
Sevgide farklı olmak
Müslümanlar, imanın aslında müşterek olduğu gibi, sevginin aslında da
müşterektir. Her mümin, imanın altı esasına inandığı halde, kiminin imanı çok
parlak, kimininki ise çok sönüktür. İnsanlar, Allah’ı tanımakta farklı olduğu
için, sevgide de farklıdır. Bunu bir misalle açıklayalım:
İmam-ı Gazali hazretlerini her Müslüman sever. Çünkü hepsi onun büyük bir âlim
olduğunu bilir. Onun ilmini bilen âlimler, onu halk tabakasından daha çok sever.
Âlimi, âlim olan anlar. Âlimin güzel bir eseri okununca, ona karşı sevgi
duyulur. Ondan daha güzel bir eseri okununca, bu sevgisi artar. Eserini tetkik
edip, orada bulunan ince bilgilere vakıf olunca, ona karşı olan hayranlık ve
sevgi daha da artar.
Kâinatta bulunan her şey Allahü teâlânın eseridir. Halk, her şeyi Allah
yarattığı için Onu sever. Fakat âlimler, basiret sahipleri, Allahü teâlânın
eserindeki, sanatındaki inceliklere, harikalara vakıf olduğundan, halktan daha
çok sever. Mesela bir doktor, insan vücudundaki harikaları ve akıllara durgunluk
veren incelikleri görürse, sevgisi kat kat fazlalaşır. Bu sevgi, Onun eserindeki
incelikleri bildiği ölçüde fazlalaşır. Onun için âlimlerin, âriflerin sevgisi
fazla olur. Çok bilen çok sever.
Allahü teâlâyı zatı için değil de, verdiği nimetleri için sevenin, ihsanındaki
değişiklik sebebiyle sevgisi de değişir. Bolluk ve refahtaki sevgisi ile, darlık
ve beladaki sevgisi aynı olmaz. Fakat zatı için, sırf her şeyin maliki, Rabbi
olduğu için sevenin sevgisi, ihsanın azalıp çoğalması ile değişmez.
Zenginlik-fakirlik, hastalık-sağlık onun sevgisini etkilemez. Müslüman, Allahü
teâlâya olan sevgisi nispetinde, ahirette nimetlere kavuşacaktır.
İbrahim bin Edhem hazretleri, (Ya Rabbi, seni seven bu kulunun kalbini huzura
kavuştur) diye dua edince, rüyasında, (Ey İbrahim, bana kavuşmadan nasıl
huzur istersin? Sevgiliye kavuşmadan huzura hiç erilir mi?) buyuruldu.
Hz. Musa, (Ya Rabbi, sevdiğin ve buğzettiklerini nasıl ayırabiliriz) diye
sual edince, Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Sevdiğim kulun iki alameti vardır. O beni anar ve günahlardan sakınır. Ben
de onu, meleklerin yanında anar ve günah işlemekten muhafaza ederim. Buğzettiğim
kulun da iki alameti vardır. Beni unutup, hiç anmaz, günah, isyan içinde yüzer.
Buğzettiğim kimsenin gönlü kibirli, dili kötü söyler, gözü kötülüktedir, eli de
cimridir. Böyle kimseye gazaplanır, azap ederim.)
Beni seveni severim
Yine Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Beni sevenin sevgilisiyim. Beni gerçekten seveni, herkesten üstün tutarım.
Beni arayan bulur; başkasını arayan ise beni bulamaz. Öyle kullarım vardır ki,
ben onları severim, onlar da beni sever. Onlar bana müştak, ben onlara müştakım.
Onlar beni anarlar, ben de onları anarım. Onların yolunda olanı severim. Onların
yolundan ayrılana buğzederim. O kullarım, gece olup, herkes sevdiği ile baş başa
kaldığı zaman, onlar yatıp uyumaz, bana münacâtta bulunur, namaz kılar,
nimetlerime şükreder, gözyaşı dökerler. Bütün sıkıntılara beni sevdikleri için
katlanırlar. Onlara büyük ihsanlarda bulunurum.)
Ömer bin Abdülaziz’in bir hizmetçisi vardı. Gündüz hizmet eder, gece olunca bir
köşeye çekilir, dua eder, gözyaşları içinde Allahü teâlâdan bir şeyler isterdi.
Ömer bin Abdülaziz hazretleri hizmetçinin neler söylediğini merak etti. Bir gün
dinledi. Hizmetçi, (Ya Rabbi, bana olan sevgin hürmetine, beni mağfiret eyle,
bana rahmet et) diyordu. Hizmetçinin duasına hayret edip, (Ey hizmetçi, bu ne
cüret) diye sordu. Hizmetçi, (Allahü teâlâ beni sevmeseydi, sen uykuda iken,
beni uyanık tutar, kendisiyle meşgul eder miydi? Kur’an-ı kerimde, “Allah
onları sever, onlar da Allah’ı sever” buyuruyor. Önce kendi sevgisini
bildiriyor. Sonra da sevdiğinin sevgisini bildiriyor. Sevmek için sevilmek
gerekir) dedi.
Sevgi ve aşkın kuvveti
Bazı kimseler, (Allah bazı şeyleri yasak ettiği, çeşitli haramlar koyduğu
için, Onu sevmek mümkün olur mu) diyorlar. Bu çok yanlıştır. Çünkü bir annenin,
ateşe elini uzatan çocuğunu ikaz etmesi, onun eline vurması, çocuğun annesini
sevmesine mani değildir.
Akıllı insan, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerde, kendisi için çok faydalı
hikmetler olduğunu bilir. Yasak edilen şeyleri yapmamayı nimet olarak görür.
Mesela, (İçki yasak edilmemiş olsaydı, alkolik olabilirdim) der, içkinin
haram edilişini nimet olarak görür. Bu bakımdan, Allahü teâlânın emrettiği
şeylerde olduğu gibi, yasakladığı şeylerde de sayısız hikmetler vardır.
Emirlere uyup, yasaklardan kaçmak bir nimet olduğu için, nimeti gönderen
Rabbimizi sevmeye hiçbir şey engel olamaz.
Allahü teâlânın lutfettiği nimetlerden istifade ederken, bazı sıkıntılara
katlanmak gerekir. Gülü koklamak için yanına gitmek külfetine katlanmak gerekir.
(Külfetsiz nimet, dikensiz gül ve engelsiz yâr olmaz) demişlerdir. Bir
nimet külfetsiz ele geçerse, kıymeti olmaz. Mirasyedi gibi harcarız, şükrünü
düşünmeyiz. Allahü teâlâdan gül isteyen aşık, dikenine de katlanmalıdır.
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
(Zavallı aşığa, sevgilinin kendisini aradığını bilme saadeti yetişir. Ayrılık
hasretini çektiğini gördüğünü bilmesi yeter. Çünkü, Allahü teâlâ onu elbette
görüyor.)
Yusuf aleyhisselamdan sonra Allah’a aşık olan Hz. Zeliha, (Bugün Yusuf’u gördüm)
diyen herkese bir kolye verir. Sevgisi uğruna, malını, mülkünü, güzelliğini,
hatta 70 deve yükü cevahir ve gerdanlık feda eder. Hz. Yusuf ile evlenince,
yanına gitmez. Hz. Yusuf sebebini sorunca, (Allah sevgisi bana yeter)
der. Gülün kadrini ancak bülbül bilir.
Leyla’nın uğruna deliren Mecnun’a, (Adın ne) diye sorarlar. O da,
Leyla der. (Leyla ölmedi mi) derler.
(Hayır ölmedi. Kalbimde... Ben Leyla’yım) der.
(Leyla’nın evine doğru bak) derler. O da, (Leyla’nın evini gören yıldıza
bakmak bana yeter) diyerek ağlar.
Gül, demişler bülbüle,
Ağlamış feryat ile.
Büyükler, (Aşktan maksat, dert ve gam çekmektir. Kavuşmak, hiç hatıra bile
gelmez) demişler, aşkı böyle tarif etmişlerdir.
Gerçek sevgi üç şeyle belli olur:
1- Seven, sevdiğinin sözünü, başkasının sözüne tercih eder.
2- Sevdiğinin yanında bulunmayı, başkalarının yanında bulunmaktan üstün
tutar.
3- Sevdiğinin kendisinden razı olmasını, başkalarının hoşnut olmasından
çok kıymetli bilir.
Allah’ı sevmek
Allahü teâlâyı sevmenin beş sebebi vardır:
1- Herkes, kendisinin olgunlaşmasını ve hiç yok olmadan devam etmesini
ister. Kendini ve Rabbini bilen, varlığının devam etmesinin kendi elinde
olmadığını, ancak Allahü teâlânın dilemesiyle var olduğunu anlar. Varlıkların
hepsi Allahü teâlânın kudretiyle vardır. Hiç kimse, kendi kendini yaratıp,
hayatını devam ettiremez.
O halde, kişinin, kendini yaratan, çeşitli nimetler veren, yaşatan Rabbimizi
sevmemesi mümkün değildir. Eğer sevmiyorsa, kendi yaratılışını bilmediğinden,
cehaletindendir. Çünkü sevgi, marifetin [bilmenin, anlamanın] meyvesidir.
Bir şey önce bilinip anlaşıldıktan sonra sevilir. Yani marifet olmadan sevgi
olmaz. Sevgi marifete göredir. Marifet ne nispette ise, sevgi de o nispette
olur.
Rabbini bilen Onu sever. Çünkü kendisini seven bir kimsenin, kendisini yaratıp
çeşitli nimetler vereni sevmemesi düşünülemez.
Güneşin yakıcı sıcağına maruz kalan, gölgeyi sever. Gölgeyi seven de ister
istemez, gölge veren ağaçları sever. Kâinatta ne varsa, Allah’a nispetle,
gölgenin ağaca nispeti gibidir. Gölgenin varlığı ağacın varlığına bağlı olduğu
gibi, her şey Allah’ın eseri olup, hepsinin varlığı, Onun varlığına bağlıdır.
2- Bir kimse, kendine iyilik edeni sever.
Bir zengin, bütün mallarını sana verse, Bunların hepsi senindir. Dilediğin
gibi tasarruf et dese, bu ihsanı zenginden bilmek yanlış olur. Zengini ve o
malı yaratan, seni zengine sevdiren, sana mal vermesinin, zengin için hayır
olduğu düşüncesini veren kimdir?
Eğer zengin, seni sevmeseydi, malı sana vermekle, dünya ve ahirette hiçbir
kazancının olmayacağını bilseydi, sana malının zerresini verir miydi?
Şu halde, cenab-ı Allah bu sebepleri yarattı. Demek ki, sana asıl ihsanda
bulunan, bu işe zengini vasıta edendir. Zengin, o malı sana vermekle peşin veya
ilerisi için bir menfaat düşünmüştür. Seni minnet altına almak, kendini
övdürmek, cömertlikle meşhur olmak, gönülleri kendine bağlamak, herkesi kendine
sevdirmek ve saydırmak gibi peşin menfaati vardır. Ayrıca, ahirette çok sevap
kazanmak üzere ilerisi için yatırım yapmaktadır. Yoksa hiç kimse, malını boşu
boşuna vermez, bir maksat için verir. Maksadı sen değilsin. Sen onun maksadını
yerine getirmek için bir vasıtasın.
Demek ki, sana iyilik eden, sana değil, kendine iyilik etmiş olur. Sonra o,
verdiğinden fazlasını beklemektedir. Çünkü o, Allah’ın en az bire on veya bire
yediyüz, hatta daha fazla vereceğini biliyor. Böyle bir ümidi olmasa sana bütün
malını verir miydi?
3- İnsan, kendine faydası dokunmasa bile, iyilik edenleri sever. Kendine
zararı dokunmasa bile kötülük edenlerden de nefret eder. O halde, bütün
mahlukatı yaratıp, onlara çeşitli nimetler ihsan eden yalnız Allahü teâlâdır.
Herkese iyilik eden de sevilir.
4- Kendine hiçbir faydası olmasa da insan, güzeli, güzelliğinden dolayı
sever. Beş duyu ile de anlaşılmayan; fakat kalb gözü ile görülen güzellikler de
vardır. Güzel ahlak böyledir. İmam-ı a’zam hazretlerini güzel vasıflarından
dolayı severiz.
Demek ki güzel sevilir. Mutlak güzel, ortağı eşi, benzeri olmayan, dilediğini
yapan yalnız Allahü teâlâdır.
5- İnsan, benzediği şeye meyleder. Çocuk çocukla, büyük büyükle arkadaşlık
kurar. Âlim âlimi, bir sanatkârdan daha çok sever. İlim sahibi olan da, her şeyi
bilen Allah’ı sever. Basiret sahipleri gerçek sevgiye layık olanın yalnız Allah
olduğunu bildirmişlerdir.
Sual: Allahü teâlâyı sevmek nasıl olur?
CEVAP
Allahü teâlâyı sevmek ikiye ayrılır:
Farz olan sevmek, farz olmayan sevmek. Farz olan sevmek Allahü teâlânın
emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, kaza ve kaderine razı olmaktır. Haram
işlemek ve farzları yapmamak, bu sevginin gevşek olduğunu gösterir.
Farz olmayan sevgi, nafileleri de yapmaktır. Şüphelilerden sakınmaya sebep olur.
Hadis-i kudside Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında bana en sevgili olanlar, ona farz
kıldığım şeyleri yapmasıdır. Kulum nafile ibadetleri yapmakla bana o kadar
yaklaşır ki, onu çok severim. Onu sevince, onun duyan kulağı, gören gözü ve
tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Her istediğini veririm. Benden yardım
isteyince, imdadına yetişirim.) [Buhari]
Şu halde, Allahü teâlânın en çok sevdiği ibadet, farzları yapmaktır. Burada
bildirilen nafile ibadetler, farzlarla birlikte yapılanlardır.
Ömer bin Ali Fakihani hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i kudsi gösteriyor ki, farzlarla birlikte nafile ibadetleri yapan,
Allahü teâlânın sevgisini kazanır.
Ebu Süleyman Hattabi hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i kudsi gösteriyor ki, bunların duaları kabul olduğu gibi dua ettikleri
kimseler de, muratlarına kavuşur. (Mevahib)
Allah sevgisinin alameti
Sual: Allah sevgisinin alameti nedir, Allah sevgisini kimler anlayamaz?
CEVAP
Allah sevgisinin alameti yedi şeyde belli olur:
1- Allahü teâlâyı seven, ölümden korkmaz. Seven, daima ölüme hazır
bekler. Çünkü ölümle, aşık maşuka, garip öz yurduna kavuşmuş olur. Dinimize bir
müddet daha hizmet edeyim düşüncesiyle, ölümün hemen gelmesini istememek Allah
sevgisine zıt değildir.
2- Seven, sevdiğinin sevdiklerini, kendi sevdiklerine tercih eder.
3- Seven, her an sevdiğini düşünür, onu anar.
4- Seven, sevgilisinin sevdiği her şeyi sever.
5- Seven, bütün engellerden sıyrılır, sevdiğini çok anar. Uykusundan
fedakârlık eder. Allahü teâlâ, Hz.Davud’a buyurdu ki:
(Beni sevdiğini söyleyip de, sabaha kadar yatan, yalancıdır. Zira dost,
dostla sohbet ister. Gafleti bırakıp beni anar, sohbetime kavuşur.) [M.Name]
6- Sevene, bütün ibadetler kolay gelir. İbadetlere zevkle sarılır.
7- Seven, sevgilisinin dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilir. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(İmanın en sağlam temeli, Allah için sevmek Allah için buğzetmektir.)
[Ebu Davud]
İman eden ve imanın tadını bulan, Allahü teâlâyı çok sever. Kur’an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki:
(İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır.) [Bekara 165]
Allahü teâlâya tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek
gerekir. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilmektir.
Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gevşeklik sığmaz.
Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı
gidenlerle uyuşamaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde bulunamaz. iki zıttan
birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir.
İnsan sevgisi, hayvanlarda olduğu gibi beş duyuya bağlı değildir. Altıncı hissi
inkâr eden, insanı hayvan derecesine indirmiş olur. İnsan, akıl, nur, kalb gibi
özellikleriyle hayvandan ayrılır. İnsanın kalb gözü, baştaki gözden daha
kuvvetlidir. Aklın anladığı güzellik, gözün gördüğünden daha büyüktür. İşte
bunun için, beş duyu ile anlaşılamayan ve ancak kalb ile idrak edilen, şerefli
şeylerin zevki daha büyüktür. Beş duyudan başka şey olmadığını sanıp, insanı
hayvan derecesine düşürenler, Allah sevgisini anlayamaz.
Peygamber efendimizin, (Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini,
sevgine kavuşturacak işlerin sevgisini nasip et ve sevgini susuzluktan yanan
kimsenin arzuladığı soğuk sudan benim için daha kıymetli kıl!) duası, Allah
sevgisinin önemini bildirmektedir. Allah’ı seven, bilmediği bir aşk ile şaşkın
haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. Her işinde Allah’tan korkar, titrer.
Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Sevgi
kuvvetli ise buna aşk denir. Allah’ı aşkla sevmek gerekir.
Bu konuda Yunus Emre diyor ki:
Bilmeyenler bilsin ki aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer.
Taş gönülden ne biter dilinde ağı tüter
Çok yumuşak söylese sözü savaşa benzer.
Aşk dolu gönül yanar yumuşar muma döner
Kararır taş gönüller sarp katı kışa benzer.
***
Senin aşkının oku, demirden taştan geçer
Aşkına düşen kişi can ile baştan geçer.
Gece gündüz eder zâr, aşkın ile olur yâr
Endişesi sen olan yemekten aştan geçer.
Aşkına düşenlerin yanar durur yüreği
Sana veren kendini lüzumsuz işten geçer.
Başında aklı olan ücretle amel etmez
Her güzele kapılmaz, göz ile kaştan geçer.
Gerçek âşık olasın, can vermeye ivesin
Dostla pazarlık eden nice bin baştan geçer.
Yunus’un gönül evi doludur Hak sevgisi
Tercih eden sohbeti dosttan tanıştan geçer.
Sevgide gevşeklik
Sual: Bazıları hem Allah’ı seviyoruz diyorlar, hem de Allah’a inanmayanlarla
dostluk kurup, onlarla birlikte olmaktan rahatsız olmuyorlar. Böyle Allah
sevgisi olur mu?
CEVAP
Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler, Allahü teâlânın kâfirlere düşman
olduğunu, açıkça bildiriyor. Onun düşmanlarını seven, Onu sevmiş olur mu?
Kâfirler, Allahü teâlânın düşmanı olmasalardı, (Buğd-i fillah) vacip
olmazdı. İnsanı Allahü teâlânın rızasına kavuşturacakların en üstünü olmaz ve
imanın kemaline sebep olmazdı.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe
ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve
hasenatınız kabul olmaz!) [Ey Oğul İlm.]
Allahü teâlâ, Hz.Musa’ya sordu:
- Ya Musa, benim için ne işledin?
- Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekat verdim, zikrettim.
- Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk
vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekatlar, kıyamette,
sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların
faydası sanadır. Benim için ne yaptın?
- Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?
- Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?
Musa aleyhisselam, Allahü teâlâyı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin,
Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (Mektubat-ı Masumiyye)
Cenab-ı Hak, Hz. İsa’ya da vahyetti ki:
(Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlukların ibadetlerini yapsan,
dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.)
[K.Saadet]
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi gerekir. Bu
sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir. Sevginin icabıdır. Burada, diğer
işlerde gereken iradeye ve kesbe ihtiyaç yoktur. Kendiliğinden hasıl olur.
Dostun dostları, insana sevimli görünür. Düşmanları, çok çirkin görünür. Bir
kimse, birisini seviyorum derse, onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sözüne
inanılmaz. Ona münafık denir.
Allahü teâlâ, Mümtehine suresinin dördüncü âyetinde mealen, (İbrahim’in ve
Onunla beraber olan müminlerin sözlerinden ibret alınız! Onlar, kâfirlere
dediler ki, biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Dininizi beğenmiyoruz. Allahü
teâlâya inanıncaya kadar, aramızda düşmanlık vardır) buyurdu. Bundan sonraki
âyet-i kerimede mealen, (Bu sözlerinde sizin için ve Allahü teâlânın rızasını
ve ahiret gününün nimetlerini isteyenler için, ibret vardır) buyurdu.
Buradan anlaşılıyor ki, Allahü teâlânın rızasını kazanmak isteyenlere, bu
teberri [uzaklaşmak] gerekir. Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki, (Kâfirleri
sevmek, Allahü teâlâyı sevmemektir. İki zıt şey, birlikte sevilemez.) Bir
kimse, seviyorum dese, fakat onun düşmanlarından teberri etmese, bu sözüne
inanılmaz. Al-i İmran suresinin 28. âyetinde mealen, (Kâfirleri sevenleri,
Allahü teâlâ, azabı ile korkutuyor) buyurdu. Bu büyük tehdit, çirkinliğin
çok büyük olduğunu gösteriyor. (Mektubat-ı Masumiyye c.3, m.55)
Sevginin icabını yapsın!
Bir âlim, çarşıdan geçerken, çocuğun birinin bir ihtiyarın yüzüne tokat
vurduğunu görür. Fakat ihtiyar, hiç ses çıkarmaz. Âlim, hayret edip sebebini
sorar. İhtiyar der ki:
- Ben buna, hatta daha fazlasına layığım.
- Niçin?
- Çocuktan sor!
Âlim çocuğa sorar:
- Evladım ihtiyara niçin tokat attın!
- Amca bu ihtiyar, bizi sevdiğini söylüyor. Fakat iki gündür, bizi görmeye
gelmedi. Ya seviyorum iddiasında bulunmasın! Yahut sevginin icabını yapsın!
Âlim, ağlayarak der ki:
(Bir mahluku sevdiğini söyleyip de, sevgisinin gereğini yapmayan tokat yerse, ya
Halıkı sevdiğini söyleyip sevginin hakkını vermeyenin hali nice olur? Elbette
Rabbinden uzaklaşmak elemine maruz kalır.)
Sevgi gibi, güzellikler de farklıdır
Sual: (Allah güzeldir, güzeli sever) hadis-i şerifi bana biraz tuhaf geldi.
Güzelin Allah ile ne ilgisi olabilir? Bunun açıklaması nasıldır?
CEVAP
Bahsettiğiniz hadis-i şerifin daha uygun tercümesi şöyledir:
(Allahü teâlâ cemildir. Cemal sahiplerini sever.) [Müslim]
Cemal, çirkinliği gidermek, vakar sahibi olmak ve şükretmek için, nimeti
göstermek demektir. Gösteriş için, övünmek için, nimeti göstermek, cemal olmaz,
kibir olur. Yukarıdaki hadis-i şerif, cemal sahibi olmayı övmektedir. Bu
bakımdan her işte tertipli, düzenli olmak iyidir. Cemil güzel demektir, hasen de
güzel demektir. İkisinin arasında fark vardır. Güzel bina ve güzel manzara ile
güzel kız arasındaki fark gibi. Sevgi de, sevilen şeye göre değişir. Allah
sevgisi ile evlat sevgisi, ana-baba sevgisi, hanım sevgisi, çiçek sevgisi
farklıdır. Sevgi gibi, güzellikler de farklıdır. Kur’an-ı kerimde, (Allah,
her şeyi güzel yaratmıştır) buyuruluyor. (Secde 7)
Allahü teâlânın yarattığı her şeyde muhakkak bir güzellik, bir sanat, bir
tenasüp vardır. O yaratılıştan daha güzeli düşünülemez. Kur’an-ı kerimde,
(Biz insanı, en güzel şekilde yarattık) buyuruluyor. (Tin 4)
İnsanın hiçbir organı ne fazladır, ne de eksiktir. Sindirim sistemi ve diğer
sistemlerinden daha güzelini düşünmek bile mümkün değildir. Kulağımız tek
olsaydı veya üç tane olsaydı daha iyi olmazdı. Diğer organların durumu da
böyledir. Allahü teâlâ, kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan
münezzehtir. Yani her bakımdan güzeldir. İsimleri de güzeldir. Kur’an-ı kerimde;
(En güzel isimler [esma-ül-hüsna] Allah’ındır. Ona o güzel isimlerle
dua edin) buyuruluyor. (Araf 180)
Allahü teâlâ, Cennete de, Kur’an-ı kerime de hüsna [en güzel] demiştir:
(Rabbinizden size indirilenin en güzeline [Kur’an-ı kerime] tâbi
olun!) [Zümer 55]
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti]
va’detmiştir!) [Nisa 95]
([Eshab-ı kiramın] hepsine hüsnayı [Cenneti] va’dettik.)
[Hadid 10]
Faizsiz ve sırf Allah rızası için verilen ödünç için de, güzel borç anlamında
“Karz-ı hasen” denmiştir. (Maide 12)
Dine uygun sabra da sabr-ı cemil [güzel sabır] denmiştir. (Yusüf 18, Mearic
5)
Hatta Cennet kadınları da, huyu ve yüzü güzel olarak vasıflandırılmıştır.
(Rahman 70)
Çok namaz kılmak, çok oruç tutmak yani çok ibadet etmek değil de, güzel ibadet
etmek gerekir. Kur’an-ı kerimde, (Hanginizin amelinin daha güzel olacağı
hususunda sizi imtihan için...) buyuruluyor. (Hud 7, Kehf 7, Mülk 2)
Güzel ve güzellik hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Hayrı, iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayınız!) [Beyheki]
(Bana göndereceğiniz temsilcinin, yüzü ve ismi güzel olsun!) [Bezzar]
(Allahü teâlâ, birinin hilkati ile ahlakını güzel yaratmışsa, onu asla ateşe
atmaz.) [İ.Adiy]
(Allahü teâlâ, kime güzel yüz ve isim verir, o da bunları küçültecek duruma
düşürmezse, seçilmişlerden olur.) [Beyheki]
(Geceleri çok namaz kılanın yüzü güzel olur.) [Mevkufat]
(Güzelin güzeli güzel ahlaktır.) [İbni Asakir]
(İslam, ahlak güzelliğidir.) [Deylemi]
(Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye düşürebilir.) [Deylemi]
(Güzellik, kiminde daha güzeldir: Adalet güzeldir, fakat idarecide daha
güzeldir. Cömertlik güzeldir, zenginde daha güzeldir. Vera âlimde, sabır
fakirde, tevbe gençte daha güzeldir. Haya güzeldir, kadında daha güzeldir.)
[Deylemi]
Evliyadan bir zat, (Bir kimsenin veli olduğu; tatlı dili, güzel ahlakı, güler
yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet
etmesi ile anlaşılır) buyurmuştur.
Allah indinde en kıymetli amel
Sual: Allah indinde en kıymetli amel nedir?
CEVAP
Allah indinde en kıymetli amel, sevdiklerini sırf Allah rızası için sevmek,
düşmanlık ettiklerine de sırf Allah rızası için düşmanlık etmektir. Allah
dostlarını sevmenin ve düşmanlarına buğzetmenin önemi büyüktür. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Üç şey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek,
kendisini sevmeyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allah’ın düşmanlarını
sevmemek.) [Taberani]
(Kişi, dünyada kimi severse, ahirette onun yanında olur.) [Buhari]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi gerektirir.
Bu sevgi ve düşmanlık, aşıkların elinde ve iradesinde değildir. Seviyorum diyen
bir kimse, sevgilisinin düşmanlarından uzaklaşmadıkça sözünün eri sayılmaz. Buna
yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. Büyükler,
(Sevdiğin zatı inciten kimseye gücenmez isen, köpek senden daha iyidir)
demişlerdir. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek, insanı Allahü teâlâdan
uzaklaştırır. Onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sevgiliye dost olunmaz.
Muhammed aleyhisselama uymak için, Onu tam ve kusursuz sevmek gerekir. Tam ve
olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilip sevmemektir. Sevgiye
gevşeklik sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez. Cem-i
zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir.
(m. 165)
Doğru imanın alameti, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik
alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslam ile küfür, birbirinin aksidir.
Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerine hakaret ve kötülemek olur. Allahü
teâlâ, habibi olan Muhammed aleyhisselama, İslam düşmanları ile savaşmayı ve
onlara sertlik göstermeyi emrediyor. Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi düşmanı ve
Peygamberinin düşmanı olduklarını bildiriyor. Allah’ın düşmanlarını sevmek ve
onlarla kaynaşmak, insanı Allah’a düşman olmaya sürükler. Bir kimse, kendini
müslüman zanneder. Kelime-i tevhidi söyleyip, inanıyorum der. Namaz kılar ve
ibadet yapar. Halbuki, bilmez ki, böyle, [Allah’ın dostlarını sevmemek veya
Allah’ın düşmanlarını “şu iyilikleri de var” diye sevmek] gibi çirkin
hareketleri, onun imanını temelinden götürür. (m. 163)
Muhammed Masum hazretleri de, (Kâfirleri sevmemek Kur'an-ı kerimde açıkça
emredilmiştir. Kur'an-ı kerime uymamız farzdır) buyurdu. Kâfirleri sevmeyi haram
eden âyet-i kerimelerden birkaçının meali şöyledir:
(Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası
olsa da, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.) [Mücadele 22]
(Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [Al-i İmran 28]
(Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, sevmeyin!) [Maide 51]
(Kâfirlerle, münafıklarla cihad et! Onlara sert davran, düşmanlık yap!)
[Tevbe 73]
Allahü teâlâ, eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gadab ederler, birbirlerine
merhametlidirler) diye övmektedir (Feth 29)
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâyı sevmeyen ve Onun düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman
etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın
sevgisine kavuşur.) [İ.Ahmed]
(Allah’ın dostunu seven, düşmanına buğzedenin imanı kâmildir.) [Ebu Davud]
(İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allah’a yaklaşın!) [Deylemi]
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.)
[Taberani]
(Kâfirlere karşı malınızla, canınızla ve dilinizle cihad edin!) [R.Muhtar]
Halife Ömer’e, (Hire’li bir hıristiyan var. Çok zeki, yazısı da çok güzel, bunu
kendine katip yap) dediler. Kabul etmedi. Aşağıdaki âyet-i kerimeyi okuyup,
(Mümin olmayan birini dost edinemem) dedi
Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır: Halife Ömer’e dedim ki:
- Hıristiyan katibim çok işe yarıyor.
- Niçin, bir müslüman katip kullanmıyorsun? (Ey müminler! Yahudi ve
hıristiyanları sevmeyin) âyetini işitmedin mi?
- Dini onun, katipliği benim.
- Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme!
Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma!
- Basra’yı onunla idare edebiliyorum.
- Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir!
Huzur için
Seven, ancak sevdiği ile huzura kavuşur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruyor
ki:
(İman edenlerin kalbleri Allah’ı anmakla itminana [huzura] kavuşur.
Dikkat edin kalbler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.) [Rad 28]
Seven, sevdiğinin sözlerinden, ondan bahsedilmesinden usanmaz. Sevenin her
düşüncesi sevdiği ile olur. Yani mümin her zaman Allahü teâlâyı hatırlar.
Böylece huzura kavuşur. Allah’ı unuttukça sıkıntılar başlar. Yahya bin Muaz
hazretleri buyuruyor ki:
(Üç haslet kendisinde bulunmayan gerçek aşık değildir. Allah’ın kelamını
başka sözlere, Allah’a kavuşmayı başka şeylere kavuşmaya ve Allah’a ibadeti
fanilere hizmete tercih etmeyen sevgisinde samimi değildir.)
Allah’ın kulunu sevmesi
Allahü teâlâ, salih kullarını sever. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah iyilik edenleri sever.) [Maide 13]
(Allah tevbe edenleri, temizlenenleri sever.) [Bekara 222]
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, günah o kula zarar vermez.)
[Deylemi]
[Yani Allahü teâlâ, o kuluna günah işletmez demektir. Peygamber efendimizin
(Ya Rabbi, bugünden sonra Osman’a günah yazma!) buyurması da böyledir. Bu
hadis-i şerif, Hz. Osman’ın günah işlemeyeceğini gösterir.]
Bir kulu Allahü teâlânın sevip sevmemesi nasıl belli olur? Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu çeşitli dertlere maruz bırakır.)
[Taberani]
(Allahü teâlâ, bir kulu sevdiği vakit, onu dertlere müptela kılar. Kul
sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, o kulun kalbinde, iyiye yönlendirici,
kötülüklerden uzaklaştırıcı bir kuvvet verir.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, kuluna hayır murad ettiği vakit, kusurlarını ona gösterir.)
[Deylemi]
Kim, Allah’ı seviyorsa, bilsin ki Allahü teâlâ da onu seviyor.
Allah ve Resulünü çok sevmek için
Sual: Allah ve Resulünü ve İslam âlimlerini çok sevebilmek için ne
yapmalıdır?
CEVAP
1- İmanı Ehl-i sünnet itikadına göre düzeltmelidir! İman doğru olmadıkça,
Allahü teâlâ ve Onun sevdikleri sevilemez. Kur'an-ı kerimde mealen, (İman
edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır) buyuruluyor. (Bekara 165)
Sevgi, imanın esaslarındandır. Hadis-i şerifte, (Bir kimse, Allah ve Resulünü
her şeyden daha çok sevmedikçe, iman etmiş sayılmaz) buyuruldu. (Buhari)
Demek ki, hakiki imana kavuşanlar, Allah ve Resulünü çok severler, sevdiklerini
de Allah rızası için severler, buğzettiklerine de Allah için buğzederler.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.) [İ.
Ahmed]
2- Haramlardan kaçıp bütün ibadetleri yapmaya çalışmalıdır! Bilhassa bid'at
işlemekten çok sakınmalıdır!
Allahü teâlâyı seven, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Resulü Muhammed
aleyhisselamı sever, onun sünnetine riayet eder. Böyle bir kimse de elbette
Cennete gider.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, beni sevene Cehennem ateşini haram kılar.) [Ebu Nuaym]
3- (Müjdeci Mektublar) kitabını severek çok okumalıdır! Büyüklerin
feyzleri sayesinde Allahü teâlâ ve Onun dostları sevilir.
[www.hakikatkitabevi.com sitesinden okunabilir ve temin edilebilir.]
4- İstediğiniz sevgiye kavuşabilmek için dua etmeye devam etmelisiniz!
Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:
(Ya Rabbi, bana kendi sevgini, seni sevenin sevgisini, beni sevgine
yaklaştıracak şeylerin sevgisini nasip eyle ve kendi sevgini, [susuzluktan
yanan kimsenin şiddetle arzuladığı] soğuk sudan benim için daha sevgili kıl!)
[Tirmizi]
Allah’ın rızası
Sual: Bilhassa ne yaparsak Allah bizden razı olur?
CEVAP
İsrailoğulları benzer bir suali Musa aleyhisselama sual etmişlerdir. Allahü
teâlâ, (Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum)
buyurdu. Yani başına gelen belalara katlanmak, ona buna şikayet etmemek,
Allah’tan gelen her şeye razı olmaktır.
Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi en çok buğzettiğin kimdir?) diye sual etti. Allahü
teâlâ (Bir kul, benden hayırlısını isteyip Ben de ona hakkındaki hükmü
gönderince ona rıza göstermeyendir) buyurdu. Allahü teâlânın takdirine razı
olmalıdır! Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen, verdiğim nimetlere şükretmeyen
benden başka rab arasın!) [Taberani]
Günah ve Sevgi
Sual: Hiçbir sebep yokken arkadaşımla aramızda bir soğukluk oldu. Sebebi ne
olabilir?
CEVAP
İşin başı Allahü teâlâyı sevip günahlardan kaçmaktır. Allahü teâlâ bir
kimseyi severse, iyilere de onu sevdirir. Allah’ın sevmediği kimselerden iyiler
nefret eder.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bir kulunu sevince, o kulun sevgisini meleklerin kalbine
yerleştirir. [Melekler de onu sever.] Eğer Allahü teâlâ, o kula
buğzederse, o buğzu meleklerin kalbine de yerleştirir. [Melekler de o
kimseye buğzeder.] Allahü teâlâ o sevgi ve buğzu insanların kalbine de
yerleştirir.) [Ebu Nuaym]
Günah işleyen, önce Allahü teâlânın sonra da insanların sevgisini kaybeder.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İki kimse, Allah için birbirini severken, sonra aralarındaki muhabbet zail
olmuşsa, bu ikisinden birinin işlediği günahtan dolayıdır.) [Buhari]
Dünyada Allahü teâlâdan korkup haramlardan kaçan ve ibadetleri yapan kimse için,
ahirette korkacak sıkıntı kalmaz. Dünyada korkmayan ahirette çok sıkıntılara
maruz kalır. Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem. Eğer dünyada benden emin olursa,
ahirette korkar. Dünyada korkarsa, ahirette emin olur.) [Ebu Nuaym]
Harama bakmaktan da çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Harama bakış, İblisin zehirli oklarından biridir. Allah korkusundan dolayı
bakışına hakim olan, imanının tadını duyar.) [Taberani]
Niyet kalbin amelidir
Niyet, kalbin amelidir. Kalb ise marifet kaynağıdır. Marifet kaynağında
bulunanlar, dışarıdakilerden daha değerlidir. Münafık ise, çok kötülük yapmak
ister, fakat niyetini gerçekleştiremez. İnsanlara yaranmak için iyi şeyler
yapmaya çalışır. Bu bakımdan münafığın ameli niyetinden hayırlı olur.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sizin güzel suretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalblerinize ve
amellerinize bakar.) [Müslim]
Yani Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, makam ve rütbesine bakarak
sevap vermez. Amelini ne düşünce ile, ne niyetle yaptığına bakarak sevap veya
azap verir.
Yahya bin Muaz-ı Razi hazretlerine Allah sevgisinin, (muhabbetin) ne
olduğu soruldu. Cevabında, (İyilikle artmayan, kötülükle eksilmeyen bir şeydir)
buyurdu.
Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri de, (Muhabbet, sevdiği şeyleri sevdiği için
vermektir) buyurdu.
Hz. Şibli, (Sevdiğini söyleyip de, başkaları ile meşgul olan, dost ile alay
etmiş olur) buyurdu.
Sevginin alameti üçtür:
Çok tefekkür, az uyku ve Allahü teâlâyı çok anmak. (T.Gafilin, R.Nasıhin)
Allah benden razı mı?
Sual: Allah benden razı mı değil mi, bilmem mümkün mü?
CEVAP
Mümkündür. İbadet etmek tatlı ve kolay, günah işlemek acı ve sıkıntılı
geliyorsa, o kimseden Allahü teâlâ razıdır.
Copyright © HuzuraDogru
Yayinlanma:: 2007-01-27 (466 Okunma) [ Geri Dön ] |