Sual: Allah bes, bâki heves ne demektir?
CEVAP
Bes, kâfi, yeter, yetişir demektir. Bâki, kalan demektir. Heves ise, nefsin
isteği, geçici arzu demektir. Allah bes diyen, Allahü teâlâya tevekkül
etmiş olur. Tevekkül, vekil etmek, işini başkasına havale etmektir.
Istılahta ise, Allah’a güvenmek, Ona dayanmaktır.
Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan acı olayların, ezelde takdir
edildiğini bilip, üzülmemek, Allah’tan geldiğini düşünerek seve seve
karşılamaktır. Allah bes diyen, [Ona tevekkül eden] yani onu vekil eden
kurtulur. [Vekil: koruyucu, gözetleyici, bakıcı, yardımcı.]
Bes Farsçadır. Allah bes ifadesinin Arapçası, Hasbiyallah demektir.
Hasbiyallah, Allah bana yetişir demektir. Hasbiyallahü ve ni’mel vekil
ise, Allah bana yetişir, O, güvenilip dayanılan ne güzel vekil, demektir.
Hasbünallahü ve ni’mel vekil ise, Allah bize yetişir, O, güvenilip dayanılan
ne güzel vekil, demektir. Kur’an-ı kerimde, cesur müminlerin, (Hasbünallahü
ve ni’mel vekil) dedikleri bildiriliyor. (Al-i İmran 173)
Allahü teâlâ, Peygamber efendimize buyuruyor ki:
(Sana hile yapmak isterlerse, Allah sana kâfidir.) [Enfal 62]
([Ey resulüm, senden] yüz çevirirlerse, “Hasbiyallahü la ilahe illa
hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azim” de! = Allah bana kâfidir,
Ondan başka ilah yoktur, ben sadece Ona güvenir, Ona dayanırım. O büyük Arşın
sahibidir.) [Tevbe 129]
(De ki: Hasbiyallahü aleyhi yetevekkel-ül-mütevekkilün= Bana Allah yeter,
güvenip dayanacaklar, ancak Ona güvenip dayanırlar.) [Zümer 38]
(Allah’a dayan; vekil olarak Allah sana yeter.) [Nisa 81]
(Tevekkül edene Allah kâfidir.) [Talak 3]
(Müminlere, "Düşmanlarınız, size karşı asker topladı; onlardan sakının"
denildiğinde bu, onların imanlarını arttırdı ve "Hasbünallahü ve ni’mel vekil"
dediler.) [Al-i İmran 173]
Zümer suresinin 36. âyetinde mealen, (Allah kuluna kâfi değil mi)
buyuruluyor. Evet, (Allah bes) demeliyiz. Böyle kimseye de şeytan
musallat olamaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İman edip de yalnız Rablerine tevekkül eden kimselere şeytan hakimiyet
kuramaz.) [Nahl 99]
Her müslümanın Allahü teâlâya tevekkül etmesi farzdır. Tevekkül imanın şartıdır.
Çünkü âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Eğer imanınız varsa, Allah’a tevekkül ediniz!) [Maide 23]
Bir insan için en büyük makam, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmaktır.
O halde tevekkül etmek gerekir. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, tevekkül edenleri elbette sever.) [Al-i İmran 159]
(Dünya hayatında size verilen nimetler geçicidir. İman edip, Rablerine tevekkül
edenler, Ona güvenip dayananlar için, ahirette verilecek Allah’ın indindeki
mükafat ise, dünya nimetlerinden daha hayırlı ve daha süreklidir.) [Şurâ 36]
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Hasbiyallahü ve ni’mel vekil sözü her korku için bir emniyettir.)
[Deylemi]
(Sabah akşam 7 kere, “Hasbiyallahü la ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve
hüve Rabb-ül arşil azim” okuyan, dünya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.)
[İbni Sünni]
(Bunu on defa okuyanın sıkıntısını Allahü teâlâ giderir.) [Şir’a]
(Sıkıntılı iken “Hasbünallahü ve ni’mel-vekil” deyiniz!) [İbni
Merdeveyhi]
(Tedbir almakta acizlik gösterme! Tedbire rağmen bir işe gücün yetmezse,
“Hasbiyallahü ve ni’mel-vekil de!) [Buhari]
(Evden çıkarken “Bismillah, tevekkeltü alallah, la havle vela kuvvete illa
billah” diyen kimse, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.)
[Tirmizi]
(İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, “Hasbiyallahü ve ni’mel vekil” [Bana
Allah’ım yetişir, O ne iyi yardımcıdır] dedi.) [Hatib]
Kur’an-ı kerimde de aynı şey bildiriliyor:
(De ki, Allah bana kâfidir.) [Zümer 38]
Allahü teâlâdan başka güvenilecek, dost edinilecek hiç kimse, hiçbir şey yoktur.
Allahü teâlâdan başkasına sığınmak, örümcek ağına sığınmaya benzetilmiştir.
Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Allah’tan başka dost edinenin hali, örümceğin durumuna benzer. Halbuki
barınakların en çürüğü örümcek yuvasıdır.) [Ankebut 41]
O halde Allah bes [hasbiyallah] demek ve bu sözde İbrahim aleyhisselam
gibi durmak gerekir.
Bâki heves, masivadır, Allah’tan gayrı şeylerdir. Allah’tan gayrı şeylerle
uğraşmak ise faydasız işle vakit geçirmektir. Hadis-i şerifte, (Bir kimsenin
faydasız işle vakit geçirmesi, Allahü teâlânın, onu sevmediğine alamettir)
buyuruldu. (Mek. Rabbani)
On cümle
Muhammed bin Hişâm anlatır: Ma’rûf-ı Kerhî bana; “Sana; dünya ve ahiret
saadeti için on cümle öğreteyim. Böyle dua edenin duası kabul olur” dedi.
“Yazayım mı” dedim. “Hayır, Behr bin Hâris nasıl tekrar ederek bana öğrettiyse,
ben de aynı şekilde sana öğretirim” diyerek şu hadisi bildirdi:
(Her namazdan sonra, şu on cümleyi söyleyenin dualarını Allahü teâlâ kabul
eder:
1- Dinim için Allah bana kâfidir.
2- Dünyam için Allah bana kâfidir.
3- [İki cihan] endişelerim için Allah bana kâfidir.
4- Haset eden için Allah bana kâfidir.
5- Bana haksızlık eden için Allah bana kâfidir.
6- Kötülük etmek isteyen için Allah bana kâfidir.
7- Ölüm anında Allah bana kâfidir.
8- Kabirde Allah bana kâfidir.
9- Mîzanda Allah bana kâfidir.
10- Sıratta Allah bana kâfidir.
Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah bana kâfidir. Ona tevekkül eder, Ona
yalvarırım.) [Nevadir-il Usul, Hakim-i Tirmizi]
Tevekkül ve çalışmak
Sual: Tevekkül, çalışmamak, ilaç kullanmamak demek midir?
CEVAP
Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi
sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın
zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) âyet-i kerimesi, tevekkül ile
beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)
Tevekkül, herhangi bir işin, dinen, örfen sebeplerine yapışarak gayret gösterip,
neticeye ihlasla teslim olmaktır. Yani sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve bu
sonucun kendisi için mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır. Doğru sebebe yapışan
doğru netice alır.
Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan üzücü olayları, ezelde
takdir edilmiş bilip, üzülmemek, Allahü teâlâdan geldiğini düşünerek seve seve
karşılamaktır. İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez.
Hayır sandığı çok şey, şerle, şer sandığı çok şey de, hayırla neticelenebilir.
Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, “Hayırlı ise olsun” demelidir.
Allahü teâlâ, kimseye muhtaç olmamak için çalışmayı, hasta olmamak için tedbir
almayı, hasta olunca ilaç kullanmayı, görebilmek için ışığı sebep kılmıştır.
Sebebi, istenilen şeye kavuşmak için bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hasıl
olmasına sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı
kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki, bu, akla ve dine uygun
değildir. Allahü teâlâ, insanların, ihtiyaçlarına kavuşmak için bu sebepler
kapısını yaratmış ve açık bırakmıştır. Tesiri kesin olan ilaçları kullanmamak
tevekkül değil, ahmaklıktır, haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberani]
Hz. Musa, hastalanınca, “İlaçsız da Allahü teâlâ şifa verir” diyerek ilaç
kullanmadı. Allahü teâlâ (İlaç kullanmazsan şifa ihsan etmem) buyurdu.
İlacı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merak etti. Allahü teâlâ, (Tevekkül
etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İlaçlara tesir
veren kimdir? Elbette tesirleri yaratan benim) buyurdu. (K. Saadet)
Doktora gitmeli, ilaç kullanmalı; fakat, doktora ve ilaca güvenmemeli, şifayı
Allahü teâlâdan istemelidir! İlaç kullanıp da iyi olmayan, ameliyat masasında
ölen az değildir.
Hz. İbrahim’in, mancınıkla ateşe atılırken, Hasbiyallahü ve ni’mel vekil dediği
hadis-i şerifle bildirilmiştir. [Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi vekil, ne iyi
yardımcı demektir.] Ateşe düşerken Hz. Cebrail gelip, “Bir dileğin var mı?” diye
sorunca, “Var, fakat sana değil” diyerek sözünün eri olduğunu gösterdi. Bunun
için (Sözünün eri olan İbrahim) diye övüldü. (Necm 37)
Tevekkül, kalb işidir, imandan meydana gelir. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanının
pek çok olduğuna iman etmekle hasıl olur. Bu hâl, kalbin vekile itimat etmesi,
güvenmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir. Böyle bir insan dünya
malına gönül bağlamaz. Dünya işlerinin bozulmasından dolayı üzülmez. Rızkından
endişe etmez. Mesela, iftiraya uğrayan biri, mahkemeye düşünce kendine bir
avukat tutar. Üç şeyde avukata güvenirse, bu kimsenin kalbi rahat eder. 1-
Avukatı, ona yaptıkları iftirayı iyi bilir. 2- Avukatı doğruyu söylemekten
korkmaz. 3- Avukatın bunu canla başla savunacağına inanır. Avukatına böyle
inanır, güvenirse kendi ayrıca uğraşmaz. (Allah bize yetişir. O ne iyi
vekildir) âyetini iyi anlayıp, “Rızık takdir edilmiş, vakti gelince bana
yetişir” der. Demek ki, çalışmadan tevekkül dinimizde yoktur.
Tevekkül ve sebepler
M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
Sebeplere yapışmak tevekküle zıt değildir. Sebeplerin tesir etmesinin Allahü
teâlâdan olduğunu bilen, tesiri Allahü teâlâdan bekleyen ve tecrübe edilmiş
sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız Ona güvenmiş
olur. Tesir etmeyen, hayali sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz. Tesiri çok
görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir. Ateş yakar, fakat, ateşe yakma
kuvvetini veren, Allah’tır. Aç olan, bir şey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren
Odur. Gerektiği zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse,
Allah’a asi olur. Tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak gerekir. Allahü teâlâ,
meşveret etmeyi, bilenlere danışmayı emretti. Meşveret de, sebebe yapışmaktır.
Meşveretten sonra tevekkülü emretti. Ahiret işlerinde tevekkül olamaz, çalışmak
emrolundu. Burada, azabından korkmak ve merhametinden ümitli olmak gerekir.
Allah’ın keremine, ihsanına güvenmeli ve emrolunan ibadetleri yapmalı, yasak
edilenlerden sakınmalıdır! Tevekkül budur ve kulluk böyle olur. (1/182)
Bir âyet meali:
(Azmedip de bir işe başlayınca, Allah’a tevekkül et, Ona güven! Allah size
yardım ederse, kimse size galip gelemez. Size yardım etmezse, kimse yardım
edemez. O halde, müminler Allah’a tevekkül etsinler!) [Al-i İmran 159,160]
Kendine güvenmek, tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan bir şeydir. Bundan başka
egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar. Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak
değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül gerekir. Güç
bir işi başaramamak korkusunu gidermek için de tevekkül gerekir.
Bu âyet, tevekkül ile beraber çalışmayı ve çalışmada azmin de gerektiğini
bildiriyor. Demek ki her müslüman çalışacak, azmedecek ve sonra da güvenecektir.
Tevekkül bir zaaf değil, bir kuvvettir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Deveni bağla ve sonra Allahü teâlâya tevekkül et!) [İbni Asakir]
Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği
öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir. Bir
müslüman ancak herhangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son
derece de çalıştığı halde, bir başarıya ulaşamazsa, üzülmemeli ve bu sonucun,
Allahü teâlânın kendisi için münasip gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek
kaderine razı olmalıdır. Yoksa hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve
bilmeden yan gelip yatarak beklemek, İslamiyet’te yoktur. Böyle yapmak büyük
günahtır. Bir âyet meali:
(İnsana, ancak dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler
[ahirette] fayda verir.) [Necm 39]
İnsanlar, bazen her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları halde, istediklerine
kavuşamazlar. İşte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret
bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve başarıları üzerinde etkili
olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler. İşte kısmet budur. Kısmet aynı
zamanda büyük bir teselli kaynağıdır. (Ben vazifemi yaptım, ama ne yapayım ki
kısmetim bu imiş) diyen bir müslüman, bir işte başarısız olsa bile, ümitsizliğe
kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder. Kur’an-ı kerimde
mealen buyuruldu ki:
(Güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince
diğerine teşebbüs et ve hacetini yalnız Rabbinden iste!) [İnşirah 5-8]
Yani başarısızlıktan ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmelidir.
Yeryüzündeki her canlının rızkı
Sual: Günümüzde bir kısım insanlar, geçim derdiyle olsa gerek, helale harama
dikkat etmiyor. Ailece çalışıp geçinemeyenleri var. Yalan söyleniyor, hile
yapılıyor, kul hakkına aldırış edilmiyor. Bu derece rızıktan endişe etmek doğru
mu?
CEVAP
Helale harama, kul hakkına dikkat etmemek uygun değildir. İslam âlimleri,
(Kim kime, neye güvenirse, yardımı ondan beklesin!) buyuruyor.
Âlimlerden birine "Hep ibadetle meşgul oluyorsun, ne yiyip ne içiyorsun?"
dediler. O da, dişlerini gösterdi. "Değirmeni yapan suyunu gönderir" demek
istedi. Çünkü rızıkları Allahü teâlânın gönderdiğine inancı tamdı. Âyet-i kerime
meali:
(Yeryüzündeki her canlının rızkını, Allah elbette gönderir.) [Hud 6]
Veysel Karani hazretleri, nasihat isteyen birine "Şam’a yerleş" buyurdu. O da
"Acaba Şam’da geçim nasıldır?" dedi. Hazret, "Rızıklarından şüphe edenlere
yazıklar olsun. Bunlara nasihat fayda etmez" buyurdu.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(İmanınız varsa, Allah’a tevekkül ediniz!) [Maide 23]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok
dönen kuşlar gibi sizi de rızıklandırırdı.) [Tirmizi]
(Allahü teâlâ, kendisine sığınanın her işine yetişir, hiç ummadığı yerden ona
rızk verir.) [Beyheki]
Tefviz şiirinin açıklaması
Sual: Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin Tefvizname isimli şiirini
anlamakta güçlük çekiyorum. Açıklar mısınız?
CEVAP
Şiir açıklamak çok zordur. Bu şiirde tefviz işleniyor: Tefviz, her
şeyin Allah’ın takdiri ile olduğuna inanmak, işlerini Allahü teâlâya havale
etmek, Onu kendine vekil yapmak, Ona tevekkül edip güvenmek, Ondan gelene
güzelce sabretmek demektir. Bu zor ise de çok kıymetlidir. Tevekkülün zirvesine
çıkan İbrahim aleyhisselam, ateşe atılırken bile tevekkülünü bozmadı.
Şiir şöyle başlıyor:
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif onu seyr eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
Şöylece de sona eriyor:
Vallahi güzel etmiş,
Billahi güzel etmiş,
Tallahi güzel etmiş
Allah görelim netmiş
Netmişse güzel etmiş.
Şimdi baştan sıra ile açıklayalım:
1- Allahü teâlânın; kötü işin neticesini hayra çevirdiği çok görülmüştür.
Arif olan bunu kolayca anlar. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır.) [Bekara 216]
Bir misal verelim: Hudeybiye anlaşmasına göre, bir kâfir müslüman olursa,
müslümanlar bunu aralarına alamayacaklar, fakat müslüman olduktan sonra tekrar
kâfir [mürted] olanı ise, müşrikler tekrar saflarına alacaktı. Görünüşte bu
anlaşma müslümanların aleyhine idi. Peygamber efendimiz, neticeyi peygamberlik
nuru ile görüp imzaladı .Anlaşma müslümanların lehine neticelenince, müşrikler,
anlaşmayı bozmak zorunda kaldılar. (M. Ledünniyye)
Üniversitede bir yıl sınıfta kalmak birkaç yönden zararlıdır. Memuriyet hayatına
bir yıl sonra girilir. Bir yıl sonra emekli olunur. Bir yıllık maaştan mahrum
kalınır. Bir yılı kaybetmiş olur.
Yakından tanıdığım bir arkadaş, sınıfta kalınca üzülür. Fakat o yıl yeni
arkadaşlarla tanışır. Eyyamcı olan bu genç, o arkadaşlarının sayesinde iyi bir
müslüman olur. Sınıfta kalması onun için büyük bir nimet olur.
Yakışıklı bir genç felç olur. Felç olduktan sonra ehl-i sünnet âlimlerinin
kitaplarını okur. Dinini doğru olarak öğrenir ve yaşamaya başlar. Halbuki
önceden dinden imandan habersiz yaşıyordu. Hiçbir nasihat de kâr etmiyordu.
Şimdi bu nimete kavuşmasına sebep olan felç hastalığı için Allahü teâlâya
devamlı hamd eder.
Demek ki, (Hoşlanmadığımız bir şey bizim için hayırlı) olabiliyor. İnsan,
bir işin sonucunun iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Hayır zannettiği çok şey,
şerle, şer zannettiği çok şey de, hayırla neticelenebilir. Bunun için bir işte
ısrar etmemelidir.
2- Tevekkül edip işlerini Allah’a havale eden ve sonucu sabırla bekleyen
müslüman, rahat eder. İkinci üçlükte tevekkül, tefviz, sabır
ve rıza var.
Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan acı olayların, ezelde
takdir edildiğini bilip, üzülmemek, Allah’tan geldiğini düşünerek seve seve
karşılamaktır.
Başa gelen işe sabredilirse ecri görülür. Sabredilmezse, günaha girilir ve
sıkıntıya düşülür. Sabır, tökezlemeyen binektir. Sabır, acı ise de meyvesi
tatlıdır.
Sabır üç çeşittir:
Belaya sabır, din bilgilerini öğrenirken ve ibadet yaparken sabır, günah
işlememek için sabır. Sabrın önemi büyüktür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu
ki:
(Sabretmekte yarış edin!) [Al-i İmran 200]
(Allah sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]
(Sabredenlere, mükafatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]
Bir hadis-i şerif meali:
(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemi]
3- Kalbini Ona bağla, her şey takdirledir. Tedbir takdiri bozamaz. Tedbirli
ol; fakat tedbirine güvenme!
4- Merhametle yaratan, bol rızık veren Hak teâlâ, tevekkül edenin her işini
en iyi şekilde yapar.
5- Hacetleri bitiren Allah’a yalvar, Ondan kaçma! Nefsine uyup başkasına el
açma!
6- İlle de şu iş şöyle olsun deme! Eğer o iş, istemediğin şekilde olmuşsa,
hiç üzülme, Hakkın takdirine razı ol!
7- Boş yere üzülme, her iş Haktandır, öyle olmasında sayısız hikmet vardır.
8- Allahü teâlânın her işi düzgündür, aklımız almasa da hepsi uygundur.
9- İşini Hakka bırak, uzakları çok yakın, yakını eder ırak,
10- Onun işinde hata olmaz. Onun emrine uymayan yanar. Yeter ki sabretmeyi
bil.
11- Bu işler niye böyle deme. Bunlar her zaman böyle. Mühim olan işin
sonudur.
12- Nefsine uyup da, hiç kimseyi hor görme, kalbini kırma! Bağırıp çağırma!
13- Müminde hile olmaz, fitne çıkarmaz. Ondan zarar gelmez. Arife tarif
olmaz.
14- Onu vekil edip kadere razı olarak güzel sabretmek hoş, bundan gayrısı
boş.
15- Allahü teâlâ, kendisini anana, imdat diyene yardım eder.
16- Çaresiz kalsan, yazdırır ferman, hemen bulunur derdine derman, köle iken
olursun sultan.
17- Kâh ağlatır, kâh güldürür. Kimini yaşatır, kimini öldürür. Yaratmakla
yorulmaz, hikmetinden sorulmaz.
18- Nimet verir ve alır, zarar ve fayda verir, alçaltıp yükseltir.
19- Kalbleri değiştirir, kimini susuz bırakır, kimine kevser içirir, herkesi
değişik bir imtihandan geçirir.
20- Kimini huysuz yapar, kimine güzel huy verir, kimini sevip sevdirir.
21- Kimini çok renkli, kimini renksiz, kimini gamlı, kimini gamsız yapar.
22- Az yiyip içen az uyur, hantallıktan kurtulur, zihni açılır, rahmet
saçılır.
23- Herkesle gezme, dostunu üzme, Hak sese ver kulak, nefsin gibi olma
ahmak.
24- Maziyi bırak, istikbale de dalma, hep bugünü de düşünme!
25- Tembelliği söküp at, Allah’ı eyle hep yad, rıza-i Haktır maksat.
26- Kötüdür gaflet, agah ol gayet, arayan bulur Mevlayı elbet.
27- Her sözden öğüt al, her şeydeki güzelliği gör, bunlar sana ganimet.
28- Allah’ın ihsanı olarak sonsuz kurtuluşu müjdeleyen birçok işaret var.
29- Söyleyene değil, söyletene bak, her sözden faydalan ibret alarak
30- Hakkın rızasına kavuşmak için, edep ve güzel ahlak sahibi
olmak gerekir.
Son mısralarda, Allahü teâlânın, her şeyi güzel yarattığı, akrep, yılan, fare
gibi zararlı hayvanları yaratmasında, birçok hikmet bulunduğu, yerde ve göklerde
faydasız hiç bir şey yaratmadığı, üç defa yemin edilerek kesin bir şekilde
bildirilmektedir.
Copyright © HuzuraDogru
Yayinlanma:: 2007-01-27 (449 Okunma) [ Geri Dön ] |