Allahü teâlânın isimleri ve sıfatları
|
Sual: Allah yerine tanrı demek caiz mi? Allah kelimesinin yabancı
dillerde karşılığı var mıdır?
CEVAP
Allahü teâlânın isimleri Tevkifidir. Yani, İslamiyet’te bildirilen isimleri
söylemek caiz, bunlardan başkasını söylemek caiz değildir. Mesela Allahü teâlâya
âlim denir. Fakat; âlim manasına gelen fakih kelimesini Allah için kullanmak
caiz olmaz. Çünkü, İslamiyet, Allahü teâlâya fakih dememiştir. İlah manasına
tanrı kelimesini kullanmakta mahzur yoktur. Mesela, (Hindlilerin tanrıları
inektir), (Birdir Allah, ondan başka tanrı yoktur), (Bizim tanrımız Allah’tır)
demek caizdir. Fakat (Bizim Allah’ımız tanrıdır) demek caiz olmaz. Bu inceliği
iyi anlamak gerekir.
Allahü teâlânın isimleri sonsuzdur. Binbir ismi var diye meşhurdur. Yani,
isimlerden binbir tanesini insanlara bildirmiştir. Dinimizde bunlardan
doksandokuzu bildirilmiştir. Bunlara Esma-ül hüsnâ denir.
Allah adı yerine, tanrı veya tanrı adı yerine Allah demek caiz değildir. Çünkü
tanrı, ilah, mabud-put demektir. Asuriler, Türkleri, güneşe, yıldızlara
tapınmaya alıştırdıkları için tanyeri ağarınca, güneşe tapınırlardı. Bu
sebepten, Güneşin ismi, tanyeri ve nihayet tanrı oldu
Allah kelimesi özel isimdir. Hiçbir dilde karşılığı olmaz. Allah kelimesinde
müzekkerlik, müenneslik yoktur. İlah kelimesinin ise her dilde karşılığı, bazı
dillerde de müzekker ve müennes şekli vardır. Mesela Mabud-Mabude,
Tanrı-Tanrıça, İngilizce God-Goddess, Fransızca Dieu-Deesse gibi. Bu kelimelerin
hiçbirisi Allah ismi yerine kullanılmaz. Allah manasına yalnız Allah kelimesini
kullanmak gerekir. Çünkü Allahü teâlâ, (Benim ismim Allah’tır. Bana, Allah
diye ibadet edin) buyuruyor. Kendisi ne bildirmişse onu kullanmak gerekir.
İlah manasında her millet kendi dilindeki kelimeyi kullanır. Fakat Allah her
dilde aynıdır. (S.Ebediyye)
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah ancak bir tek ilahtır.) [Nisa 171]
(Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur.) [Taha 14]
(Mevlanız Allah’tır.) [Âl-i İmran 150]
Sual: Allahü teâlâya Onun 99 isminden başka bir isim söylemek caiz olur mu?
Mesela Padişah, Sultan, Çalap, Hüda gibi isimler caiz olur mu?
CEVAP
İbadet olmayan yerlerde kullanmak caizdir. İbadet olarak kullanılmaz.
Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, Allah’ın isimlerinin tevkifi olduğu, yani dinin
bildirdiği isimleri söylemek gerektiği, Esma-i hüsnâdan başka isim
söylenemeyeceği açıklanmaktadır.
Şerh-i mevakıfta da, (Allahü teâlâya yakışan mana ile 99 isminden başka isim
söylemek, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir) buyuruluyor. Yani az da olsa,
Allahü teâlâya yakışan başka isimlerle çağırmanın da caiz olduğunu söyleyen
âlimler var demektir.
Esma-i hüsnâdan olmadığı halde, Mevla, Rab, Nasır,
Galip, Ekrem, Allahü teâlânın ismi olarak Kur'an-ı kerimde
kullanılmıştır. Hadis-i şeriflerde ise, Hannan, Mennan, Cemil
gibi isimler kullanılmıştır. (Feraid)
Tasavvuf şairi Kuddusi efendi diyor ki:
Ey rahmeti bol Padişah,
Cürmüm ile geldim sana,
Ben eyledim hadsiz günah,
Cürmüm ile geldim sana.
Yunus Emre de, Çalap ve daha başka isimleri ilah manasında, ibadet dışında
kullanmıştır. Bir çok menkıbede, hükümdar, sultan kelimeleri ibadet dışında
kullanılmıştır. Âlimlerin kullandıkları isimlerden başka isimleri
kullanmamalıdır.
Sual: Allah ismini saygı ifadesiz yazmak, söylemek caiz midir?
CEVAP
Selef-i salihin saygı ile söyler ve saygı ile yazardı. Terki bid’attir. Bir
yazıda, bir konuşmada bir defacık olsun saygı ile yazmalı veya söylemelidir!
Onun için dilimizi Allahü teâlâ demeye alıştırmalıyız!
Sual: Allah teâlâ demek uygun mu?
CEVAP
Allah teâlâ yerine Allahü teâlâ demelidir!
Sual: (Allah razı olsun) denince saygı sözü terkedilmiş olur mu?
CEVAP
Evet. (Allahü teâlâ, razı olsun) demelidir!
Sual: Dini yazılarda saygı kelimelerini her seferinde yazmalı mı? (CC,
S.A.V, R.A) gibi kısaltma yapmak uygun mu?
CEVAP
Din kitaplarında diyor ki:
Allahü teâlânın ismini okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince, sübhânallah,
tebârekallah, celle-celalüh veya teâlâ gibi saygı sözlerinden birini söylemek,
yazmak, ilkinde vacip, tekrarında ise müstehaptır. Resulullah sallallahü aleyhi
ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca,
yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehaptır.
(c.c.), (s.a.v) (r.a) gibi kısaltma yapmak uygun değildir. (Mirât-i kâinât)ta
diyor ki:
(Cahiller ve tembeller, saygı sözlerini kısaltarak birkaç harf yazıyorlar. Bu
doğru değildir. Çok sakınmalıdır!)
Sual: Kısaltmalar her tarafta kullanılıyor. Bir metini okurken (C.C.)
geçtiğinde onu harf bazında söylemiyoruz, yüksek sesle Celle Celalühü diyoruz.
Bu konuları konuşmakla vaktimizi boşa geçirmiş bulunuruz. Bu konular İslam’a
göre sivri sinek vızıltılarıdır.
CEVAP
Allahü teâlânın ismini doğru yazalım, C.C. yazmayalım demeyi sivrisinek
vızıltısı olarak görmek çok tehlikelidir, insanın imanını tehlikeye atabilir.
Dinde bir şeyi hafife, basite almak tehlikelidir. Din kitapları C.C. yazılmamalı
diyor. Ama günümüzdeki kimseler yazıyor. Her tarafta kullanılması ölçü değildir.
Ölçü din âlimlerinin bildirdikleridir. Sinek vızıltısı olsaydı, din âlimleri
bunu kitaplarına yazmazdı. Bir söz ile insan küfre düşer, bir söz ile imana
gelir. Bir söz ile hanım boş olur, bir söz ile elin kızı elin erkeğine hanım
olur.
Allahü teâlanın sıfatları
Sual: Allah’ın sıfatlarını her müslümanın bilmesi lazımmış, bu sıfatlar
hangileridir?
CEVAP
Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si altıdır:
1- Vücûd: Allahü teâlâ vardır. Varlığı ezelidir. Vacib-ül
vücûddür, yani varlığı lazımdır.
2- Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli, başlangıcı yoktur.
3- Bekâ: Allahü teâlânın varlığının âhiri, sonu yoktur. Hiç yok
olmaz. Ortağı olmak muhal olduğu gibi, zat ve sıfatları için de yokluk muhaldir.
4- Vahdaniyyet: Allahü teâlânın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı,
benzeri yoktur.
5- Muhalefetün-lilhavadis: Allahü teâlâ, zatında ve sıfatlarında
hiçbir mahlukun zat ve sıfatlarına benzemez.
6- Kıyâm bi-nefsihi: Allahü teâlâ zatı ile kâimdir. Mekana muhtaç
değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiyaçtan münezzehtir. Bu
kâinatı yokluktan varlığa getirmeden önce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak,
hep öyledir.
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir.
1- Hayat: Allahü teâlâ diridir. Hayatı, mahlukların hayatına
benzemeyip, zatına layık ve mahsus olan hayat, ezeli ve ebedidir.
2- İlm: Allahü teâlâ her şeyi bilir. Bilmesi mahlukatın bilmesi gibi
değildir. Karanlık gecede, karıncanın, kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve
bilir. İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini, niyetlerini bilir. Bilmesinde
değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.
3- Sem’: Allahü teâlâ işitir. Vasıtasız, cihetsiz işitir. İşitmesi,
kulların işitmesine benzemez. Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.
4- Basar: Allahü teâlâ görür. Âletsiz ve şartsız görür. Görmesi göz
ile değildir.
5- İrade: Allahü teâlânın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her
şey Onun dilemesi ile var olur. İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur.
6- Kudret: Allahü teâlâ, her şeye gücü yeticidir. Hiçbir şey Ona güç
gelmez.
7- Kelam: Allahü teâlâ söyleyicidir. Söylemesi alet, harfler, sesler
ve dil ile değildir.
8- Tekvîn: Allahü teâlâ yaratıcıdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her
şeyi O yaratır. Allahü teâlâdan başkası için yaratıcı dememelidir.
Allahü teâlânın sıfat-ı sübûtiyyesi de, sıfat-ı zatiyyesi gibi kadimdir. Bu
sıfatları da, zatından ayrılmazlar. Yani sıfatları zatının, kendinin aynı da
değildirler, gayrı da değildirler.
Allahü teâlânın sıfatlarının hakikatlerini anlamak da muhaldir. Hiçbir kimse ve
hiçbir şey Allahü teâlânın sıfatlarına ortak ve benzer olamaz.
Sual: "Basar, sem' ..." gibi insanlarda da sınırlı olarak bulunan
sıfatları insanlar için kullanmak elbette caizdir. İnsanın görmesi, Allah’ın ki
gibi sınırsız değildir diye, hiç kimse "insanlar görebilir, demek caiz değildir"
diyemez. "Tekvin" de bu tür sıfatlardan biridir. Tekvin, yaratmak demektir.
Görmek sıfatını insanlar için kullanabildiğimiz gibi, yaratmak kelimesini de
"yeni bir şey, fikir oluşturmak, keşfetmek, ortaya çıkarmak" manalarında
insanlar için kullanmak caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Benzetme yanlıştır. Allahü teâlâ diridir, bilir, işitir,
görür, diler, güçlüdür, konuşur. Bu sıfatlarda insan sınırlı da olsa ortaktır.
Yani sınırlı da olsa, insan da diridir, bilir, işitir, görür, diler, gücü
vardır, konuşur. Fakat yaratma sıfatında ortaklık yoktur. Allah her şeyi
yaratır, fakat insan bir karıncayı, bir hücreyi bile yaratamaz. Yaratmak, yoktan
var etmektir. Maddeyi, elemanı yok iken var etmektir. Yaratıcı, yalnız Allahü
teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]
(Her şeyi yaratan ancak Allah’tır.) [Rad 16]
Sual: Öldükten sonra dirileceğimiz, imanımız var ise Cennete gireceğimiz
ve ebedi hayata geçeceğimiz Kur'anda bildirilmiştir. Bu durumda Allah’ın Beka
sıfatını taşıyor olmayacağız mı?
CEVAP
Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah’tır. Diğer her şey fanidir, yani ölümlüdür yani
yok olucudur. Yok olucu olan bir şey, ezeli ve ebedi olan Allah ile mukayese
olur mu? O sıfatı insanlar nasıl taşır? Ama Allah’ın kudretiyle bu iş devam
edecektir. Ahiret beka yurdudur. Yoksa Allah’ın sıfatını kazanmış olmuyoruz.
Bizi ayakta tutacak olan Odur. Yine kendiliğimizden durmayacağız. Devamlı
sonsuza kadar yaşamamız da yine Allahü teâlâya bağlıdır.
Sual: Esma-i hüsnadan olan Alîm ismine tam bilen demek uygun
mudur? Bunun gibi Basîr ismine de tam gören demek uygun olur mu?
CEVAP
Alîm ismi Kur’an-ı kerimde yüzden fazla geçiyor. Hiçbir tefsirde tam
bilen diye bir ifadeye rastlamadık. Hemen bütün tefsirlerde, hakkıyla bilen, her
şeyin içini ve dışını en mükemmel bilen diye açıklanıyor. Alîm, bilen demektir.
Neyi bilen, her şeyi bilen demektir. Nasıl bilendir? Hakkıyla bilen, en iyi
bilen demektir. Alîm, kısaca her şeyi hakkı ile, en iyi bilen demektir.
Basîr de gören demektir. Neyi gören? Gizli açık her şeyi gören demektir. Nasıl
görendir? Her şeyin dışını ve içini bir uzuv olmadan müşahede edendir. Tam gören
ifadesi biraz yavan kalmaktadır. Gizli açık her şeyi en iyi gören demek daha
uygun olur.
Sual: Bir arkadaşım dedi ki:
“Ebu Hüreyre’den nakledilen bir hadiste, Peygamberimizin (Allahü teâlânın şu
99 esma-i hüsnasını ihsâ eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır) dediği
iddia edilmiştir. Ancak, Peygamberimizin, Allah'a böyle bir sınırlama koyması
mümkün değildir. Bu hadis sahih değildir. Peygamberimiz şöyle söylemiş olabilir:
(Allah'ın isimlerinden 99'unu ihsâ eden Cennete girer, sonsuz saadete
erişir.)
Bu arkadaşımın sözünde doğruluk payı var mıdır?
CEVAP
Yoktur. Çünkü o hadis-i şerif, kütüb-i sittenin en kıymetli üç hadis
kitabında, yani Buhari, Müslim ve Tirmizi’de vardır. O
hadis-i şerifi yalan saymak, bu üç büyük âlimi cahil saymak olur.
Din kitaplarında bu husus açıklanmıştır. Herkese Lazım Olan İman
kitabında deniyor ki: Allahü teâlânın isimleri sonsuzdur. Bin bir ismi var diye
meşhurdur. Yani, isimlerinden bin bir tanesini insanlara bildirmiştir. Bunlardan
99’una Esma-i hüsna denir.
Demek ki Allah’ın bin bir ismi vardır. Ama bunlardan 99’una Esma-i hüsna
deniyor. Kadı zade Ahmed efendi de, Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, (Allahü
teâlânın 99 ismine Esma-i hüsna denir) diyor.
Arkadaşın dediği gibi, Allah’ın isimlerinden 99 unu değil, Peygamber efendimizin
bildirdiği 99 ismi ihsâ etmek gerekiyor. Yoksa Allahü teâlânın ismi çoktur.
Bunlardan rast gele 99’unu ihsâ etmek değildir. Bildirilen 99 ismi ihsâ etmek
gerekir. Burada ihsâ etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel
etmek demektir. Böyle yapan kimse elbette Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır.
Birkaç örnek verelim:
Kerim: Lütfu ve ihsanı bol, çok ikram eden. Müslüman da, cömert ve ihsan
sahibi olmalı.
Gaffar: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Müslümanlar da birbirlerinin
kusurlarını görmemeli.
Razzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan. Bu ismi
okurken, rızkı için endişe etmemeli.
Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok. Bu ismi okurken Allahü teâlânın
azametini ve kibriyâsını düşünerek kibirden uzak durmalı.
Bunlar gibi Esma-i hüsnadaki isimler okunurken, manalarını düşünmeli ve
bunlarla amel etmeli.
Arkadaşınızın, hadis-i şerif okuyup yanlış anlaması da gösteriyor ki, tefsirden,
meal ve hadisten din öğrenilmez. Dinimi öğreneyim derken, yanlış anlayıp, dinsiz
olup çıkabilir. Bu yüzden doğru yazılmış ilmihal kitaplarından dinimizi
öğrenmeye çalışmalıyız. Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme
edilerek derlenmiş olan, nakli esas alan, en kıymetli ilmihal kitabı Tam
İlmihal Seadet-i Ebediyye son sözünde diyor ki:
“Evliya olan Ehl-i sünnet âlimleri, kalb, ruh mütehassısları olup, herkesin
bünyesine ve hastalığına ve zamanının zulmetine ve fesadına uygun ruh
ilaçlarını, hadis-i şeriflerden seçerek söylemişler ve yazmışlardır. Resulullah,
dünya eczanesine yüz binlerce ilaç hazırlayan baş tabip olup, Evliya olan Ehl-i
sünnet âlimleri de, bu hazır ilaçları, hastaların dertlerine göre dağıtan,
emrindeki yardımcı tabipler gibidir. Hastalığımızı bilemediğimiz, ilaçları
tanımadığımız için, yüz binlerce hadis içinden, kendimize ilaç aramaya
kalkarsak, (Allergie) aksi tesir hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını çeker,
fayda yerine zarar görürüz. İşte bunun için, hadis-i şerifte, (Kur'an-ı
kerimi kendi anladığına göre tefsir eden kâfir olur) buyuruldu.
Mezhepsizler, bu inceliği anlayamadıkları için, (Herkes Kur’an ve hadis okumalı,
dinini bunlardan kendi anlamalı, mezhep kitaplarını okumamalı) diyerek, Ehl-i
sünnet âlimlerinin kitaplarının okunmasını yasak ediyorlar. Bütün Müslümanları
felakete sürüklüyorlar.”
Esma-ül hüsna
Sual: Esma-i hüsna okumanın faziletini bildirdiniz. Esma-i hüsna
hangileridir?
CEVAP
Allahü teâlânın Tirmizi’de bildirilen 99 ismi şunlardır:
1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden
öz adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.
Bu ism-i şerif, Cenâb-ı Hakk'ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade
ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise,
yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir
isim tutamaz. Bu isim, Allah'tan başkasına mecazen de verilemez. Diğer
isimlerinden bazılarının, Allah'tan başkasına isim olarak verilmesi caizdir.
2- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlukata
merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.
3- Er-Rahîm: Ahirette, sadece
müminlere acıyan, merhamet eden.
4- El-Melik: Mülkün, kâinatın
sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
5- El-Kuddûs: Her noksanlıktan uzak
ve her türlü takdîse lâyık olan.
6- Es-Selâm: Her türlü tehlikelerden
selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.
7- El-Mü’min: Güven veren, emin
kılan, koruyan, iman nurunu veren.
8- El-Müheymin: Her şeyi görüp
gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.
9- El-Azîz: İzzet sahibi, her şeye
galip olan, karşı gelinemeyen.
10- El-Cebbâr: Azamet ve kudret
sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. Hükmüne karşı gelinemeyen.
11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi,
benzeri yok.
12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var
eden. Varlıkların geçireceği halleri takdir eden.
13- El-Bâri: Her şeyi kusursuz ve
mütenasip yaratan.
14- El-Musavvir: Varlıklara şekil
veren ve onları birbirinden farklı özellikte yaratan.
15- El-Gaffâr: Günahları örten ve çok
mağfiret eden. Dilediğini günah işlemekten koruyan.
16- El-Kahhâr: Her istediğini yapacak
güçte olan, galip ve hâkim.
17- El-Vehhâb: Karşılıksız nimetler veren,
çok fazla ihsan eden.
18- Er-Razzâk: Her varlığın rızkını
veren ve ihtiyacını karşılayan.
19- El-Fettâh: Her türlü sıkıntıları
gideren.
20- El-Alîm: Gizli açık, geçmiş, gelecek,
her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en mükemmel bilen.
21- El-Kâbıd: Dilediğinin rızkını
daraltan, ruhları alan.
22- El-Bâsıt: Dilediğinin rızkını
genişleten, ruhları veren.
23- El-Hâfıd: Kâfir ve facirleri
alçaltan.
24- Er-Râfi: Şeref verip yükselten.
25- El-Mu’ız: Dilediğini aziz eden.
26- El-Müzil: Dilediğini zillete
düşüren, hor ve hakir eden.
27- Es-Semi: Her şeyi en iyi işiten, duaları
kabul eden.
28- El-Basîr: Gizli açık, her şeyi en iyi
gören.
29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan
ayıran. Hikmet sahibi.
30- El-Adl: Mutlak adil, yerli
yerinde yapan.
31- El-Lâtîf: Her şeye vakıf, lütuf
ve ihsan sahibi olan.
32- El-Habîr: Her şeyden haberdar.
Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.
33- El-Halîm: Cezada, acele etmeyen, yumuşak
davranan, hilm sahibi.
34- El-Azîm: Büyüklükte benzeri yok.
Pek yüce.
35- El-Gafûr: Affı, mağfireti bol.
36- Eş-Şekûr: Az amele, çok sevap veren.
37- El-Aliyy: Yüceler yücesi, çok yüce.
38- El-Kebîr: Büyüklükte benzeri yok,
pek büyük.
39- El-Hafîz: Her şeyi koruyucu olan.
40- El-Mukît: Rızıkları yaratan.
41- El-Hasîb: Kulların hesabını en
iyi gören.
42- El-Celîl: Celal ve azamet sahibi
olan.
43- El-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı
bol, karşılıksız veren, çok ikram eden.
44- Er-Rakîb: Her varlığı, her işi
her an gözeten. Bütün işleri murakabesi altında bulunduran.
45- El-Mucîb: Duaları, istekleri kabul eden.
46- El-Vâsi: Rahmet ve kudret sahibi,
ilmi ile her şeyi ihata eden.
47- El-Hakîm: Her işi hikmetli, her
şeyi hikmetle yaratan.
48- El-Vedûd: İyiliği seven, iyilik
edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.
49- El-Mecîd: Nimeti, ihsanı sonsuz,
şerefi çok üstün, her türlü övgüye layık bulunan.
50- El-Bâis: Mahşerde ölüleri
dirilten, Peygamber gönderen.
51- Eş-Şehîd: Zamansız, mekansız
hiçbir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.
52- El-Hak: Varlığı hiç değişmeden
duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.
53- El-Vekîl: Kulların işlerini
bitiren. Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.
54- El-Kaviyy: Kudreti en üstün ve
hiç azalmaz.
55- El-Metîn: Kuvvet ve kudret
menbaı, pek güçlü.
56- El-Veliyy: Müslümanların dostu,
onları sevip yardım eden.
57- El-Hamîd: Her türlü hamd ve
senaya layık olan.
58- El-Muhsî: Yarattığı ve yaratacağı bütün
varlıkların sayısını bilen.
59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.
60- El-Muîd: Yarattıklarını yok edip,
sonra tekrar diriltecek olan.
61- El-Muhyî: İhya eden,
yarattıklarına can veren.
62- El-Mümît: Her canlıya ölümü
tattıran.
63- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat
ile diri olan.
64- El-Kayyûm: Mahlukları varlıkta
durduran, zatı ile kaim olan.
65- El-Vâcid: Kendisinden hiçbir şey
gizli kalmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan.
66- El-Macîd: Kadri ve şânı büyük, keremi,
ihsanı bol olan.
67- El-Vâhid: Zat, sıfat ve
fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.
68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.
69- El-Kâdir: Dilediğini dilediği
gibi yaratmaya muktedir olan.
70- El-Muktedir: Dilediği gibi
tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.
71- El-Mukaddim: Dilediğini
yükselten, öne geçiren, öne alan.
72- El-Muahhir: Dilediğini alçaltan,
sona, geriye bırakan.
73- El-Evvel: Ezeli olan, varlığının
başlangıcı olmayan.
74- El-Âhir: Ebedi olan, varlığının
sonu olmayan.
75- Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık,
aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.
76- El-Bâtın: Aklın tasavvurundan
gizli olan.
77- El-Vâlî: Bütün kâinatı idare
eden, onların işlerini yoluna koyan.
78- El-Müteâlî: Son derece yüce olan.
79- El-Berr: İyilik ve ihsanı bol
olan.
80- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabul edip,
günahları bağışlayan.
81- El-Müntekım: Asilerin, zalimlerin
cezasını veren.
82- El-Afüvv: Affı çok olan,
günahları mağfiret eden.
83- Er-Raûf: Çok merhametli, pek şefkatli.
84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün, her
varlığın sahibi.
85- Zül-Celâli vel İkrâm: Celal, azamet,
şeref, kemal ve ikram sahibi.
86- El-Muksit: Mazlumların hakkını
alan, adaletle hükmeden, her işi birbirine uygun yapan.
87- El-Câmi: İki zıttı bir arada
bulunduran. Kıyamette her mahlukatı bir araya toplayan.
88- El-Ganiyy: İhtiyaçsız, muhtaç
olmayan, her şey Ona muhtaç olan.
89- El-Mugnî: Müstağni kılan. İhtiyaç
gideren, zengin eden.
90- El-Mâni: Dilemediği şeye mani
olan, engelleyen.
91- Ed-Dârr: Elem, zarar verenleri
yaratan.
92- En-Nâfi: Fayda veren şeyleri
yaratan.
93- En-Nûr: Âlemleri nurlandıran, dilediğine
nur veren.
94- El-Hâdî: Hidayet veren.
95- El-Bedî: Misalsiz, örneksiz
harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).
96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan,
ebedi olan.
97- El-Vâris: Her şeyin asıl sahibi
olan.
98- Er-Reşîd: İrşada muhtaç olmayan,
doğru yolu gösteren.
99- Es-Sabûr: Ceza vermede, acele
etmeyen.
Copyright © HuzuraDogru
Yayinlanma:: 2007-01-27 (673 Okunma) [ Geri Dön ] |