Hayır da, şer de Allah’tandır
|
Sual: Bir zatın iddiası şöyle: “Hayır Allah’tan ama şer
Allah’tan değil. Şerri insan kendisi yaratır. Bunlar, şerrin Allah’tan olduğu
inancını bir de Amentü’ye dahil etmişler. Âyet ve hadiste böyle bir şey yok.
Eğer herkesin Cennete veya Cehenneme gideceğini Allah biliyorsa, o zaman bizi
niçin sorumlu tutuyor? Nereye gideceğimizi biliyorsa, peki niye bize koskoca
Kur’anı gönderdi? Niye emirler ve yasaklar bildirdi? Bu dine iftiradır. Alın
yazısı diye, kader diye bir şey yoktur, herkes kendi kaderini kendisi çizer.”
Lütfen bu konuyu âyet ve hadislerle açıklayın.
CEVAP
Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de hayrın ve şerrin Allah’tan olduğu
açıkça bildiriliyor. Şimdiye kadar gelen istisnasız bütün İslam âlimleri,
(Hayır da şer de Allah’tan) demişlerdir. Şerrin Allah’tan olmadığı inancı
Hıristiyanlık ile Mutezile ve bazı sapık fırkaların görüşüdür. Hiçbir Ehl-i
sünnet âlimi şer Allah’tan değildir dememiştir. Çünkü hiçbir âlim, Kur’an ve
hadise aykırı konuşmaz. Kul kendi kaderini yaratamaz. Kur’an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Kendilerine bir iyilik dokununca, "Bu Allah’tan" derler; başlarına bir
kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. “Küllün min indillah [Hepsi
Allah’tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) [Nisa
78]
(Lut’un karısının azaba uğramasını takdir ettik.) [Hicr 60] (Yani kaderini
öyle kötü yazdık)
(Güzel akıbet takdir ettiklerimiz [kaderi güzel olanlar] Cehennemden uzak
tutulur.) [ Enbiya 101]
(Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi,
elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları
biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.) [Yunus 11]
(Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı
yoktur.) [Kasas 68]
(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62, Mümin 62]
Müfessirlerin şahı imam-ı Kadı Beydavi hazretleri bu âyet-i kerimeyi şöyle
açıklıyor:
(Hayrı, şerri, imanı, küfrü ve her şeyi yaratan ancak Allahü teâlâdır. Her şey
Onun tasarrufu altındadır.)
Peygamber efendimiz, Kur'an-ı kerimdeki imanla ilgili âyetleri açıklayıp
buyuruyor ki:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani
Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan
olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah
olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari,
Müslim, Nesai]
(Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna
inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu.) [Şirazi]
(Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mümin
sayılmaz.) [Tirmizi]
Görülüyor ki, (Hayır da şer de Allah’tandır) inancını Amentü’ye sokan
Allah ve Resulüdür.
Cebriye denilen sapık fırka da, bu âyetlere bakınca, (Bize günahları işleten
Allah’tır, biz günahlardan sorumlu değiliz) demiştir. Elbette bu da yanlıştır.
Ehl-i sünnete göre, insanda irade-i cüziyye vardır. İşlediği günahlardan
sorumludur.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İman-küfür, hayır-şer, hidayet-dalalet, taat-günah, Allahü teâlânın yaratması
olup, hepsi de Onun takdir ve iradesiyledir. Hak teâlâ sevabı ve günahı kulların
ameline bağlı kılmıştır. İnsanı iradesine bırakmış, azabı ve sevabı, iradenin
sarfına bağlı kılmıştır ki, buna kesb denir. Kesb, kuldan, yaratmak
Allah’tandır. Kesb, kendi irademizle yaptığımız hareketlerdir.
Allahü teâlânın yaratacağı şeyleri ezelde bilmesi, irade sıfatını yok etmediği
gibi, kullarının yapacağı şeyleri de ezelde bilmesi, kulların irade ve ihtiyar
sahibi olmalarına mani değildir.
Allahü teâlânın emirler, yasaklar koyması, insanda kesb bulunduğu içindir.
Eğer kesb olmasaydı, hâşâ bu emir ve yasaklar lüzumsuz olurdu. Azap ve nimet
vaadleri hâşâ yanlış olurdu. Peygamberlerin ve kitapların gönderilmesi de yine
bu şekilde hâşâ temelinden yersiz bir iş olurdu. Görülüyor ki bu zatın
maksadı dinleri temelinden yıkmaktır.
Allahü teâlâ elbette her şeyi bilir
Yukarıda, hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu âyet ve hadislerle kısaca ispat
etmiştik. Şimdi ise, “Eğer herkesin Cennete veya Cehenneme gideceğini Allah
biliyorsa, o zaman bizi niçin sorumlu tutuyor? Nereye gideceğimizi biliyorsa,
peki niye bize koskoca Kur’anı gönderdi? Niye emirler ve yasaklar bildirdi? Alın
yazısı diye, kader diye bir şey yoktur, herkes kendi kaderini kendisi çizer”
savına cevap veriyoruz.
Bu savların hepsinin cevabı Kur’an-ı kerimde vardır. İslam âlimleri
açıklamıştır.
Önce şunu soralım:
Bir insanın Cennete mi Cehenneme mi gideceğini Allah bilmez mi? Bilmeyen ilah
olur mu hiç? Kur’an-ı kerimdeki o kadar âyetler nasıl inkâr edilir? Bunun
maksadı, (Çamur at, tutmazsa da iz bırakır) misali, belki bazı gafilleri avlarım
diye böyle desteksiz atıyor.
Önce kaderi anlatalım:
Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde
bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Yani kader, maaş bordrosu gibidir.
Kaza ise, bu maaşın dağıtılmasıdır. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını, nerede
nasıl öleceğini bilir. Buna, kader, kısmet, baht, nasip, talih, yazgı,
alınyazısı deniyor. İşte âyet-i kerimeler:
(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255]
(Allah her şeyi bilir.) [Hucurat 16]
(Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 14]
(Bütün canlıların rızkı ancak Allah’a aittir. Allah o canlıların karar
kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri [ana rahmindeki
hallerini] de bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda] dır.)
[Hud 6]
(Yeryüzünde hiçbir olay ve başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu
yaratmadan önce, bir kitapta [levh-i mahfuzda] yazmış olmayalım. Elbette
bu, Allah’a göre kolaydır.) [Hadid 22]
Bu âyetleri açıklayan üç örnek verelim:
1- Bir film tekrar tekrar gösterilse, bunu önceden seyretmiş birisi,
ikinci, üçüncü defa seyrederken, (Baş roldeki oyuncu, attan düşüp ölecek) dese,
o dediği için mi filmdeki oyuncu ölüyor, yoksa, söyleyen daha önce seyrettiği
için mi biliyor? Allahü teâlâ da ezeli ilmi ile kimin nerede nasıl öleceğini ve
Cennete mi Cehenneme mi gideceğini elbette bilir.
2- Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı,
hesaplanarak yazılıyor.
Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı
diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasını ve
batmasını etkilemez. Allahü teâlâ da insanların başlarına ne geleceğini bildiği
için, bunları levh-i mahfuza yazmıştır.
3- Bir öğretmen, daha önceki birçok tecrübesine dayanarak, çok tembel bir
öğrencisi için, (Bu öğrenci bu sınavı kazanamaz) diye bir deftere yazsa,
yazılan yazı, o öğrencinin sınavını etkilemez. Öğrenci imtihanı kazanamayınca,
(Sen deftere yazdığın için ben imtihanı kazanamadım) diye suçu öğretmene
yüklemesi insafsızlık olmaz mı? Allahü teâlâ da, bir kâfirin, Cehennemlik
olduğunu bilmez mi hiç? Nitekim Allahü teâlâ Ebu Leheb’in kâfir olarak ölüp
Cehenneme gideceğini bildiği için, (Ebu Leheb alevli ateşte yanacak)
buyurmuştur. (Tebbet 3)
Allahü teâlâ Ebu Leheb’in akıbetini Kur’an-ı kerimle bildirdi. Diğer
insanlarınkini ise Levh-i mahfuza yazdı. İnsanların başlarına gelecek bütün
işlerin levh-i mahfuzda yazılı olması onları o işleri yapmaya mecbur kılmaz.
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Kader, ilim-i mütekaddimdir, cebr-i
mütehakkim değildir) buyuruyor. Yani kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile
kullarının başına gelecek işleri bilmesi demektir. Yoksa başına gelecek şeyleri
onlara zorla yaptırması demek değildir.
Kötülükleri yaratan başkası mı?
“Şer Allah’tan değildir, herkes kaderini kendisi yaratır” diyenlere cevap
vermeye devam ediyoruz.
Mektubat-ı Rabbanide buyuruluyor ki:
İmam-ı a'zam hazretleri, imam-ı Cafer-i Sadık hazretlerine sordu:
- Allah, insanların istekli işlerini, onların arzusuna bırakmış mıdır?
- Hayır, rübubiyetini, [yaratmak ve her istediğini yapmak büyüklüğünü]
aciz kullarına bırakmaz.
- O zaman kullarına, işleri zorla mı yaptırıyor?
- O adildir. Kuluna zorla günah işletip, sonra da Cehenneme sokmaz.
- O halde, insanların, istekli hareketini kim yapıyor?
- İşleri ne insanların arzusuna bırakmış, ne de kimseyi, o işleri yapmaya
mecbur bırakmıştır. İkisi arası olagelmektedir. Yaratmayı kullarına bırakmadığı
gibi, zorla da yaptırmaz.
Mutezile’den Abdülcebbar Hemedani, Ehl-i sünnet âlimlerinden
Ebu İshak İsferaini'ye sordu:
- Allah, kötülüğü, günahı istemez ve yaratmaz. Bunları şeytan yaratmıyor mu?
- Hayrı da, şerri de, her şeyi yalnız Allah yaratır. Başkası bir şey
yaratamaz.
- Allah kendine isyan edilmesini diler mi?
- Allahü teâlâ, küfrü ve günahları dilemese ve yaratmasa, kul, zorla Ona
isyan edebilir mi? Kul, irade-i cüziyyesi ile küfür, günah, kötülük yapmak
ister. Allah da dilerse, onun istediğini yaratır.
- Bir kimse hidayet istediği halde, Allah ona hidayet dilemese, ona kötülük
etmiş olmaz mı?
- Kulun hakkını vermemeyi dilemez, ama kendi hakkını almayı dilemeyebilir.
Zerre kadar iyilik yapana karşılığını verir. Küfürden başka günahların
çoğunu da affeder. Küfrü dilemesine gelince, Hak teâlâ âlimdir, ileride olacak
her şeyi bilir. Hakimdir, her şeyin en iyisini yapar. Dilediği kuluna hidayet
verir. Sapıklıktan dönmeyeceğini bildiği kulu da sapıklıkta bırakır. Bir âyet
meali:
(Dilediğini sapık yolda bırakır, dilediğine de, hidayet eder.) [Fatır 8]
Allahü teâlâ, iyiliği ve kötülüğü, kulların irade etmesi, dilemesi ile yaratır.
Kulun iradesi yaratmaya sebeptir. Müminler, irade-i cüziyyeleri ile imanı ve
itaati dileyince, Allahü teâlâ da, diler ve yaratır. Kâfir, küfrü ve fasık,
günahı dileyince, O da irade ederse, yaratır. Yalnız kulun dilemesi ile bir şey
var olmaz. O da dileyince var olur. Allahü teâlâ dilemedikçe, bir sinek,
kanadını kımıldatamaz. İnsanların yaptıkları bütün iyilikler ve kötülükler, hep
Onun dilemesi ile oluyor. Kullar bir şey yapmak irade edince, O irade etmezse o
iş olmaz. Var olmasını dilemediği şey, var olmaz. Var olursa, gücü yetmemek
olur. Allahü teâlânın her şeye gücü yeter.
Eshab-ı kiramdan bir zat, (Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler
önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi var) diye sual
etti. Peygamber efendimiz, (Herkes, kendi işine hazırlanır) buyurdu.
(Müslim, Tirmizi)
Aynı suali soran Hz. Ömer’e de buyurdu ki:
(Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır. Saadet ehlinden olan,
saadet için çalışır; şekavet ehlinden olan da şekavet için çalışır.)
[Tirmizi]
Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın
meali şöyle:
(İnsana iyilik ve kötülükleri [hayrı ve şerri] öğreten ve bu ikisinden
birini tutmak için, ihtiyar [seçme hakkı, irade-i cüziyye] veren Allah’a
and olsun ki, nefsini kötülüklerden temizleyen kurtuldu. Nefsini
kötülükte bırakan, ziyan etti.) [Şems 7-10 Beydavi]
İnsan, irade-i cüziyyesini kullanmakta serbesttir, mecbur değildir. Bu irade,
iyiliğe kullanılırsa Allahü teâlâ iyilik, kötülüğe kullanılırsa, kötülük
yaratır. (İrade-i cüziyye risalesi M.Akkermani)
Her şey Levh-i mahfuzda yazılıdır
Şimdi de, “Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik olduğunu Allah bir yere
yazmamıştır, alın yazısı, kader diye bir şey yoktur” iddiasına cevap veriyoruz.
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları
gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki
bilgilere kader deniyor. Kader hakkında birçok âyet-i kerime vardır. Bazılarının
meali şöyledir:
(Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab [levh-i
mahfuz] Ondadır.) [Ra’d 39]
(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.) [Fatır 11]
{Kaza-i muallak, levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp duası
kabul olursa, o kaza değişir. Hadis-i şerifte de,
(Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela
gelirken insanı korur) buyuruldu. (Taberani)}
(Allah’ın bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır, ne doğurur. Bir canlıya
verilen ömür ve ömrünün azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.) [Fatır 11]
(Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük
ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.) [Sebe 3]
Resulullah efendimiz, kaderle ilgili âyet-i kerimeleri açıklayarak buyuruyor ki:
(Allah, ilk önce Kalemi yaratıp, “Sonsuza kadar olacak olanı yaz”
buyurdu.) [Tirmizi, Ebu Davud]
(Her şey ezelde yazıldı. Allah’ın ilmine göre, kalem kurudu.) [Tirmizi]
(Yani takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.)
(Kadere iman, iman esaslarındandır.) [Tirmizi]
(Kaderi inkâr eden helak olur.) [Taberani]
(Kadere inanmayan iman etmiş olmaz.) [Tirmizi]
(Kadere inanmayan imanın gerçeğine erişmez.) [Nesai]
(Kadere iman, imanın aslındandır.) [E. Davud]
(Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.) [Buhari]
İnsanların nerede doğup nerede ve nasıl ölecekleri de kaderdendir. Yani ezelde
yazılmıştır. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazıları şöyledir:
(Allah, insanlara zulümleri [günahları veya küfürleri] yüzünden hemen
ceza verecek olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Ama onları takdir edilen bir
müddete kadar erteler. Ecelleri gelince onu ne bir saat geciktirebilirler ne de
öne alabilirler.) [Nahl 61]
(Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi,
elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları
biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.) [Yunus 11]
(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri
gider.) [Araf 34] (Bu ecele, ecel-i müsemma denir. Dua ile de gecikmez.)
(Ölümü Allah’ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145]
(Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah’tır.) [Enam 2]
(Evlerinizde kalsaydınız bile, öldürülmesi yazılmış [takdir edilmiş]
olanlar, öldürülüp devrilecekleri yere giderlerdi.) [Al-i İmran 154]
(Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.) [Ahzab 38]
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
Cebriyye fırkası, her şeyi Allah yaptığı için, insanlarda cüz’i irade, seçme
hakkı yoktur diyerek, Mutezile fırkası da kaza ve kadere inanmayıp, doğru yoldan
ayrılarak bid’at ehli oldular. Biri ifrata, diğeri tefrite düştü. İkisinin
arasında kalan doğru yolu bulmak, Ehl-i sünnet âlimlerine nasip oldu. (2/83)
Copyright © HuzuraDogru
Yayinlanma:: 2007-01-28 (887 Okunma) [ Geri Dön ] |