HuzuraDogru
Dini Bilgiler
 İman-İtikat
 Namaz
 Namaz Sûreleri
 Gusül
 Abdest
 Oruç
 Zekat
 Hac
 Kurban
 Ahlâk
 Evlilik ve Aile
 Kur'ân-ı Kerim
 Peygamberimiz
 Peygamberler
 Eshab-ı Kiram
 Alimlerin Hayatı
 Mübarek Günler
 Dualar
 
Sözlük & Ansiklopedi
· Dini Terimler
· Sağlık Ansiklopedisi
· Evliyalar Ansiklopedisi
· İsimler Sözlüğü
· Sağlık Sözlüğü
 
Hayatın içinde
 Hikaye
 Masal
 Tarih
 Şiir
 Fıkralar
 
Günün Sözü
 
Namaz Vaktileri
 
Arama


 
Selman-ı Farisi




Sayfa: 1/6


Selman-ı Farisi hazretleri, esbabı kiramın büyüklerinden ve meşhurlarındandır. İnsanları Hakka davet eden, doğru yolu göstererek saadete kavuşturan ve kendilerine silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velilerin ikinci halkasıdır. Aslen İranlı olup, İsfehan yakınında bir köyde doğup, büyüdü. Gençliğinde Mecusi iken, Hıristiyan rahipleriyle tanışıp, Mecusiliği terk etti. Kiliseye girip hıristiyan oldu. Çok ilim öğrenip âlim oldu. Sonra da uzun yıllar değişik yerlerde kaldı.
 
Nihayet Medine'ye gelip Peygamber efendimiz (aleyhisselam) hicret edince maksadına kavuşup müslüman oldu ve Ehl-i beytten sayıldı.
 
Müslüman olmadan önce, ismi Mabeh idi. Müslüman olunca, Peygamberimiz ona Selman ismini verdi, İran'lı olduğu için de Farisi denildiğinden ismi Selman-ı Farisi olarak meşhur oldu. Nesebi ise; Mabeh bin Buzahşah bin Mursilan bin Behbudah bin Firüz'dur. Lakabı Selman-ül Hayr, künyesi ise Ebu Abdullah'tır.
 
Ebu'l-Ferec buyurdu ki:
Abdullah ibni Abbas'ın yanında idim. Bana Selman-ı Farisi'nin bir gün hayatını şöyle anlattı:
 
Selman dedi ki: "Ben Faris (İran)'ın, İsfehan şehrinin Cey köyündenim. Babam köyün en zengini olup, arazimiz ve malımız çoktu. Ben babamın tek çocuğu idim. Beni herkesten çok severdi. Bunun için beni kız gibi yetiştirdi. Evden çıkmama izin vermezdi. Babam Mecusi (ateşperest) olduğu için Mecusiliği de bana evde tam bir şekilde öğretti. Evde devamlı bir ateş yanar biz ona tapar secde ederdik. Babamın malı ve mülkü çok olduğu için beni bir ara dışarıya çıkardı ve dedi ki: "Yavrum ben öldüğüm zaman bu malların sahibi sen olacaksın, onun için git mallarını ve arazilerini tanı."
 
Ben de "peki" deyip bahçelerimizi dolaştım. Bir gün tarlalara bakmaya gittiğimde bir Hıristiyan kilisesine rastladım. Onların seslerini işittim, gidip baktım ki, içerde ibadet ediyorlar. Ben daha önce öyle bir şey görmediğim için çok hayret ettim. Zira bizlerin ibadeti bir miktar ateş yakar ve ona secde ederdik. Fakat onlar görünmeyen bir Tanrı’ya ibadet ediyorlardı ve kendi kendime dedim ki, bunların dinine göre bizimki bâtıldır. Onun için akşama kadar onları seyrettim. Tarlalarımıza gitmedim, akşam oldu. Onlara dedim ki: "Bu dinin aslı nerededir?" Bana, "Bu dinin aslı Şam'dadır" dediler, "Peki dedim. Ben de Şam'a gitsem beni de bu dine kabul ederler mi?" "Evet kabul ederler" dediler. "Sizlerden yakında Şam'a gidecek kimseler var mıdır?" diye sordum "Bir müddet sonra bir kervanımız Şam'a gidecektir" diye cevap verdiler (İsfehan’daki bu Hıristiyanlar, İsfehan’a Şam'dan gelmişlerdi ve sayıları da az idi.)
 
Ben bunlarla meşgul olurken vakit geç oldu. Babam benim dönmediğimi görünce, beni aramak için adam göndermiş. Beni aramışlar bulamamışlar ve bulamadıklarını babama söylemişler. Tam bu sırada, ben de eve döndüm. Babam "Bu zamana kadar nerede kaldın. Seni aramadığımız yer kalmadı" dedi. Ben de "Babacığım ben bu gün tarlaları dolaşmak için yola çıktım, fakat yolda karşıma bir Nasrani kilisesi çıktı. Ben de içeri girdim, baktım ki; görmedikleri ve her şeye hakim ve kadir olan bir Tanrıya iman ediyorlar. Onların ibadetlerine şaştım kaldım. Akşama kadar onları seyrettim. Anladım ki onların dini daha doğrudur" dedim. Babam "Ey oğlum sen yanlış düşünüyorsun senin babalarının ve dedelerinin dini, onların dininden daha doğrudur. Onların dini bozuktur. Sakın onlara aldanma, inanma" dedi. Ben de "Hayır babacığım onların dini bizimkinden daha hayırlıdır ve onların dini haktır. Bizimki (ateşperestlik) ise bâtıldır" dedim. Babam buna çok kızdı ve beni el ve ayaklarımdan bağlayıp eve hapsetti. Ben daha önce "kilisede hıristiyan rahiplere; bu dinin aslının nerede olduğunu sormuştum. Onlar da Şam'da olduğunu söylemişlerdi. Ben evde hapis iken devamlı Şam'a gidecek olan kervanı beklerdim. Nihayet hıristiyan rahipler Şam'a gidecek kervanı hazırlamışlardı. Bunu haber alınca beni bağlayan iplerimi çözüp kaçtım ve kervanın bulunduğu kiliseye gittim.
 
Buralarda duramayacağımı anlattım. O kervanla beraber Şam'a gittim. Şam'da hıristiyan dininin en büyük âlimini sordum. Bana bir âlimi tarif ettiler. Onun yanına gittim. Ona durumu anlattım.
Onun yanında kalmak istediğimi, ona hizmet edeceğimi söyleyip, ondan bana Nasraniliği öğretmesini rica ettim. O da kabul etti.
 
Ben de Ona hizmet etmeye, kilisenin işlerini yapmaya başladım. O da bana dini öğretmeye başladı. Fakat sonradan Onun kötü kimse olduğunu anladım. Çünkü hıristiyanların fakirlere vermesi için getirdikleri sadaka altın ve gümüşleri kendine alır, fakirlere vermezdi. Böylece şahsına yedi küp altın ve gümüş biriktirdi. Fakat bunu benden başka kimse bilmezdi. Bir müddet sonra o âlim vefat etti. Nasraniler onu defnetmek için toplandılar. Onlara "Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz, o hürmete layık bir insan değildir" dedim, "Sen bunu nerden çıkarıyorsun" dediler ve bana inanmadılar. Ben de biriktirdiği altınların yerini bildiğim için onlara gösterdim. Nasraniler yedi küp altını ve gümüşü çıkardılar ve "Bu, defne ve techize layık bir kimse değildir dediler ve bir yere atıp üzerini taşla kapattılar. Sonra onun yerine başka bir âlim geçti. Çok âlim zahid bir kimse idi.




Sonraki Sayfa (2/6) Sonraki Sayfa


Haberler
 Sağlık
 Eğitim
 Bilim-Teknik
 İnternet
 Çevre
 Kültür
 Haber Arşivi
 Hava Durumu
 
Yazarlar
Mehmet Ali Demirbaş
mehmetali.demirbas@tg.com.tr

Şart an­la­mın­da­ki va­cib­ler
Mehmet Oruç
mehmet.oruc@tg.com.tr

Her dert ö­lüm­den bir par­ça­dır!
Osman Ünlü
osman.unlu@tg.com.tr

Hu­zur­suz­lu­ğun kay­na­ğı
Abdüllatif Uyan
abdullatif.uyan@tg.com.tr

Sev­gi böy­le o­lur
Prof.Dr. R. Ayvallı


­Haz­ret­-i Mevlânâ -1-
İsmail Yağcı
ismail.yagci@tg.com.tr

Ürdün’deki mahzun Türk şehitliği
M.Said Arvas
msarvas@ihlas.net.tr

Me­lek­ler­le be­ra­ber­dik...
Dr. Şükrü Cido
info.turkiye@tg.com.tr

DEHB’li ço­cuk­la­rın o­kul du­rum­la­rı
Vehbi Tülek
vehbi.tulek@tg.com.tr

Be­de­ni in­san, ba­şı ­mer­keb o­lan â­lim!
Ünal Bolat
unal.bolat@tg.com.tr

Ta­mer Baş­ça­vu­şun p­las­tik ib­ri­ği...
 
İsimler