Yürümeyi henüz öğrenmiş bir çocuktu o. Etrafındaki her şey ilgisini çekiyordu.
Bir gün araba olmak istiyor; bir başka gün evlerindeki muhabbet kuşunun yerine
koyuyordu kendini.
Günlerden bir gün evlerine çok güzel ayakkabıları olan bir misafir geldi. Aman
Allah’ım, dedi kendi kendine, ne güzel bir ayakkabı. Ne olurdu ben de bir
ayakkabı olsaydım da dünyaları dolaşsaydım.
Ayakkabıyı hayran hayran seyrederken, dur şunu bir deneyeyim, diyerek ayağını
ayakkabıya uzattı. Ne olduysa o zaman oldu ve ayakkabı minicik yavruyu kucağına
alıverdi.
Sonra da yumuşak bir sesle sordu: “Beni çok mu beğendin, seni biraz gezdirmemi
ister misin?” Çocuk, başıyla evet der demez kendini sokaklarda buldu. Ayakkabı,
çocuğa büyük büyük insanların gezdiği yerleri gösterdi.
Trafik yüzünden kavga eden insanlara garip garip baktı çocuk. Hava bu kadar
güzel, çevredeki ağaçlar bu kadar yeşilken insanların suratlarını asarak
dolaşmalarına bir anlam veremedi.
Biraz ileride bir apartmanın bilmem kaçıncı katından atılan bir çöp paketinin
altında kalınca ne yapacağını şaşırdı.
Avazı çıktığı kadar bağırdı: İmdat, can kurtaran yok mu, adam öldürüyorlar! Onun
bu haline katıla katıla gülmeye başlayan ayakkabı, bir silkinişte çöpün altından
çıktı ve hızla oradan uzaklaştı.
Çocukla ayakkabı, bu şekilde az gittiler, uz gittiler; iki bulut bir yıldız
gittiler. Vara vara bir ülkeye vardılar ki orada hiç çocuk yok!
Sağa baksan yaşlı bir yıldız, sola baksan yaşlı bir bulut., yukarı baksan yaşlı
bir aydede... Ay, dedi çocuk o zaman, neredeyim ben?
Ayakkabı, korkma, gökyüzündeyiz, dediyse de çocuk korkmuştu bir kere. Korkan bir
çocuk ne yapar? Ağlar elbette. O da öyle yaptı; hüngür hüngür ağladı. Bir müddet
sonra ağlamaktan yorulunca bir ağıt sesi geldi kulağına.
Kendi ağlamadığına göre kim ağlıyordu? Ayakkabıya baktı, ağlamak şöyle dursun
kıs kıs gülüyordu sanki. Dikkatle dinleyince bu sesin yeryüzünden geldiğini
anlamakta gecikmedi. Üstelik bu ses, tanıdık birinin sesine benziyordu.
Evet evet, annesinin ağıtları ta göklere ulaşmıştı. Yavrum, diyor da başka bir
demiyordu. Çocuk bu sesi tanıyınca yalvarırcasına ayakkabıya baktı. O, zaten bu
anı bekliyordu. Yüzündeki muzip gülümsemeyle, çocuğu uçurduğu gibi evlerine
bırakıverdi.
Misafirler, gitmek için kapıya yaklaşınca çocukla karşılaştılar. Annesi, aferin
benim yavruma, büyümüş de misafirlerin ayakkabılarını düzeltiyor, demesin mi?
Çocuk, sevinçle annesinin boynuna sarıldı. Artık, sadece bir çocuk olmak
istiyordu.