Annem ve babamın sıcacık ilgisi beni mutlu ediyordu. Buna rağmen bazı
zamanlar çok sıkılıyordum. Şöyle oyun oynayacak, konuşacak bir tane bile
arkadaşım yoktu.
Bir
kış günü annemle bahçede geziyorduk. Soğuktan ve kardan tirtir titreyen erik
ağacını görünce çok üzüldüm.
Koşarak yanına gittim. Boynumdaki atkıyı çıkarıp onun gövdesine sardım.
Atkımı sardığım yerlerden şıpır şıpır sular akmaya başladı. Bu sırada yanıma
gelen annem, yanaklarımı okşayarak:
- Aferin Ceren! Bak, onu sevdiğini anlayan erik ağacı sevincinden ağlıyor, dedi.
O günden sonra erik ağacıyla çok iyi arkadaş olduk.
Aradan günler geçti. Güneş güzel yüzünü daha çok göstermeye başladı. Karlar
eridi, soğuklar başka ülkelere göçtü. Bu sırada erik ağacında büyük
değişiklikler olduğunu gördüm.
- Ne bu hâl dostum? dedim hayretle.
O da mutlu bir şekilde:
- Ne olacak, bahar geldi artık. Sizin nasıl çocuk bayramınız varsa bizim de
bahar bayramımız var, dedi.
- Onun için mi yemyeşil elbiseler giydin, deyince yeşil yeşil gülümsedi.
- Evet biz de bayramda en güzel elbiselerimizi giyeriz. Sen beni birkaç hafta
sonra gör, dedi gururlanarak.
Sabırsızlıkla o günün gelmesini bekledim. Bir sabah yanına gittiğimde yeşil
yaprakların arasında küçücük tomurcuklar gördüm. Arkadaşım erik ağacı biraz daha
güzelleşmişti.
Yeni yeni arkadaşları vardı dallarında. Küçük serçelerin biri uçup biri
konuyordu. Biraz kıskansam da arkadaşım olmadığı günleri düşünüp onun adına çok
sevindim.
- Bir hafta sonra yine beklerim, dedi sevinçle. Sana bir sürprizim daha var.
Bir haftayı zor geçirdim. Dediği gün yanına gidince çok şaşırdım. Kuşlarla
beraber arılar da arkadaş olmuştu onunla. Bütün dalları bembeyaz çiçeklerle
süslenmişti.
- Aman Allah’ım bu ne güzellik, demekten kendimi alamadım.
Bir gelin gibi süzülerek:
-Şimdi de çiçek bayramını kutluyoruz, dedi.
Aradan bir ay geçince yine çok şaşırdım. Beyaz çiçekler gitmiş, onların yerine
kıpkırmızı meyveler gelmişti. Gözümü onlardan ayıramıyordum. Acaba ne kadar
tatlıdırlar, diye içimden geçirdim. Sanki beni duymuş gibi:
- Can dostum Ceren, bunlar can eriği, dedi. ‹stediğin kadar yiyebilirsin...
Bu olaydan sonra arkadaşlığımız daha da pekişti. Gerçi annem devamlı olarak
“Arkadaşlık, karşılıksız sevmektir.” derdi ama arkasından da eklerdi “Arkadaşlar
arasında hediyeleşmek dostluğu pekiştirir.”
Ben de arkadaşım erik ağacını unutmadım. Sıcak yaz günlerinde toprağını
çapaladım ve devamlı olarak onu suladım. Günler geçtikçe erik ağacıyla beraber
dostluğumuz da büyüdü.