Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer
tellâl iken pireler de berber iken kış gelir kar yağar, bahar gelir çiçekler
açarmış.
Dünya kendi hâlinde dönüp giderken, ülkelerden birinde bir oduncu yaşarmış.
Oduncu sabahtan akşama kadar saraya odun taşır, hava karardığında da taşıdığı
odunları bir güzel sıralayıp, evine gidermiş.
Evine gider gitmez yemeğini yer, hemen uyurmuş. Sabahleyin de dinç bir şekilde
kalkar, işine koyulurmuş.
Oduncu o kadar çok çalışırmış ki, onun sabahtan akşama kadar sırtıyla bu kadar
çok odunu nasıl taşıdığına herkes hayret edermiş.
Bir de getirdiği odunları görseniz, hepsinin boyu aynıymış. Sanki oklava yapmak
için kesilmişler gibi son derece düzgünmüşler.
Bu mesele o kadar çok konuşuluyormuş ki, sonunda padişahın kulağına kadar gitmiş.
Padişah, halkı arasında görevine bu kadar bağlı insanları sürekli
ödüllendirirmiş. Bir gün oduncuyu huzuruna çağırıp: “Duyduğuma göre hem çok
çalışırmışsın, hem de getirdiğin odunlar çok düzgün ve güzelmiş.
Bu işi nasıl becerirsin?” Oduncu başı, ömründe ilk defa gördüğü padişahına ne
cevap vereceğini şaşmış. “Sultanım, marifet ben de değil sizdedir.
Ben size lâyık odunları getirmeye çalışıyorum. Eğer getirdiğim odunlar güzelse,
sizin de amelleriniz o kadar güzeldir.”
Padişah bu sözler üzerine, oduncuda başka marifetler de olduğunu tahmin etmiş.
Bir süre onu takip etmeye karar vermiş. Böyle bir adam, padişahın birkaç gününü
almaya değermiş.
Oduncu, ertesi gün yine erkenden saraya gelip ipini ve baltasını alarak, hızlı
adımlarla ormana dalmış. Padişah gizlenerek onu arkasından takip etmiş.
Sabahtan öğleye kadar iki tur yapmasına rağmen, padişahın istedikleri bir türlü
olmuyormuş.
Öğleden sonra oduncu yine ormanda ilerlerken gözüne bir ağacı kestirip, dibine
iyice yaklaşmış; “Ey ağaç, bu dünyaya niçin geldin söyler misin bana?” demiş.
Ağaç: “Bu dünyadaki işim, iyilerin işine yarayabilmek. ½u üzerinde bulunduğum
toprakları çöl olmaktan kurtarmak” demiş.
Oduncu: “Peki, ülkemizin tek ve adaletli sultanı için bana birkaç tane dalını
verebilir misin? Her parçan, tam istediğin gibi iyi kişiler tarafından
kullanılacak” demiş.
Ağaç bu güzel sözleri duyunca, en altta bulunan en güzel dört tane dalını aşağı
eğmiş. Oduncu bunları özenle ağacın gövdesinden ayırarak, güzel bir deste
yapmış.
Aynı sözlerle birkaç tane daha ağaçtan düzgün ve güzel dallarını alarak, tam
sarayın yolunu tutuyormuş ki, padişah karşısına çıkmış. Oduncu, heyecandan ne
yapacağını şaşırmış.
Padişah kendisine bu kadar sadık olan oduncusuna neden böyle yaptığını sormuş.
Oduncu: “Sultanım, bilirsiniz tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
Ne zaman ki, baltayla yaklaştım ağacın dibine yediğim tekmeyle metrelerce uzakta
kendime geldim anladım ki, marifet iyi kesmede değil gönül almadaymış.
Ben bunu öğrendim öğreneli, işte böyle her gün yüklerce odunu hiçbir ağacın
gönlünü kırmadan alıp, sizin için saraya taşıyorum.”
Padişah, bu tatlı dilli oduncuya büyük bir kese altın vererek mükafatlandırmış.
Oduncu keseyi almış, bize de dersi kalmış.