Sual: Diş dolgusu gusle mani midir değil midir? Delilli olarak
bildirebilir misiniz?
CEVAP
Fıkıh kitaplarındaki ifadeler şöyledir:
Dişler arasında yemek artığı kalıp, altı yıkanamazsa, gusül caiz olur. Çünkü, su
akıcı olup, bu artıkların altına sızar. Fakat bu artıklar, katılaşmış ise, gusül
caiz olmaz. Çünkü su, bunun altına sızmaz. Bunda zaruret ve güçlük de yoktur.
(Halebi-yi kebir)
Dişlerin arasında, diş kovuğunda katılaşmış yemek artığı bulunursa, gusül sahih
olmaz. (Kadıhan)
Diş arasındaki yemek kırıntısı katılaşır da, suyu geçirmezse, gusle mani olur.
(Mec. Zühdiyye)
Dürr-ül-muhtar’ın, (Diş çukurundaki şey, gusle zarar vermez diyen olmuş ise
de, bu şey, katı olup, altına su geçmez ise, guslü caiz olmaz) ifadesini İbni
Abidin hazretleri şöyle açıklıyor:
Zarar vermez denilmesi; su, dişteki şeyin altına sızıp, ıslatacağı içindir.
Hulasat-ül-fetava’da da, böyle yazmaktadır. Bu fetvadan da anlaşılıyor ki,
altına su geçmezse, gusül caiz olmaz. Hilye’de ve Münyet-ül-musalli
şerhinde de böyle yazılıdır. (Redd-ül Muhtar)
Merakıl-felah’ı açıklayan Tahtavi, (Diş çukurundaki yemek
artıklarının altına su geçerse, gusül caiz olur. Bunlar, sert olup altına su
geçmez ise, gusül caiz olmaz. Feth-ul-kadir’de de böyle yazılıdır) diyor.
Yine Tahtavi, (Dürr-ül-muhtar) haşiyesinde buyuruyor ki:
Diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mani olmaz. Suyun
sızdığında şüphe varsa, bunları çıkarıp orayı yıkamalı.
Mecmua-i Cedide’nin hicri 1329 tarihli ilaveli baskısındaki diş
dolgusunun gusle mani olmadığı yazılı ise de, bahsedilen ifade, bu kitabın hicri
1299 tarihli ilk baskısında yoktur. O baskıya, ittihatçıların şeyh-ül-islamı
mason Musa Kazım tarafından sokulmuştur. İttihatçıların adamlarına itibar
edilmez.
(Altın, gümüş veya plastik diş yaptırmak caiz ise, gusül de caiz olur) demek
yanlıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Hanefi mezhebinin usul-i fıkhında,
şartsız bildirilen bir haber, şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Fıkıh
kitaplarında, (Geyik eti yemek caizdir) buyuruluyor. Hüküm şartsız olarak
bildirilmiştir. Geyik eti caiz diye; canlı bir geyiği tutup, bir ayağını kesip
yemek caiz olmaz. Ehl-i kitap dışındaki gayrı müslim keserse veya kendiliğinden
ölürse, leş olacağı için yine yenmez. Besmelesiz kesilirse yine yenmez.
Görüldüğü gibi geyik etinin yenmesi için bir çok şart vardır.
(Harbde ölen şehit olur) hadis-i şerifi şartsız bildirildiğine göre, bazı
şartları var demektir. Mesela mümin olmayan, harbde de ölse şehit olmaz.
(Gümüş yüzük erkeklere de caizdir) hükmü de şartsız olarak bildirilmiştir.
Yüzüğün ağırlığı 4,8 gramdan fazla olmamalıdır. Eğer yüzük çok sıkı olursa,
altına su geçirmediği için alınan abdest veya gusül sahih olmaz. Böyle dar olan
yüzüğü oynatarak veya çıkartarak altına su geçirmek şarttır. (Gümüş yüzük
caizdir) diye altını yıkamaya lüzum yoktur şeklinde anlamak yanlış olur. Bunun
gibi, (Sallanan dişi, altın tel ile bağlamak caiz) denince, bunun da bazı
şartlarının olduğu anlaşılır. Altına su geçip geçmediğine bakılır. Yüzüğün
altına su geçmeyince; abdest ve gusül sahih olmadığı gibi, ağzın içinde kuru yer
kalınca gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanın, (ağzın içini yıkamak
gusülde farz değil) diyen bir mezhebi, mesela Maliki’yi taklit etmesi gerekir.
İhtiyaç ve zaruret nedir?
Sual: Zaruretler, haramları mubah kılmaz mı? Diş dolgusu zaruret değil
mi?
CEVAP
Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Mecelle’de diyor ki:
Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam
ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. Ancak her ihtiyaç zaruret değildir.
Zaruret; aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olmak demektir.
(Eşbah)
Zaruret; zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. (Kamus
tercümesi)
Demek ki, insanı bir şey yapmaya zorlayan, elinde olmayan semavi sebebe zaruret
denir. Kısacası, dinimizin emrettiği veya yasakladığı bir işte, başka bir şey
yapamama mecburiyeti zarurettir.
Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:
Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan
ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir. Dilendiği halde, kimse
bir şey vermezse, leş yiyebilir. 24 saat yemek yemeyen açtır. Bu açlığı
ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle birinin leş yemesi haram olur.
Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son
çaredir.
Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur.
Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce
aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın, ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir.
(Uyun-ül-Besair)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca
caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek, Kur'an-ı kerimin emrini
değiştirmek olur. Maide suresinin (Ölüme sebep olan sıkışık hâle
düşen) mealindeki 3. âyet-i kerimesi; zaruret halinde, haramdan affolunacak
özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı,
faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan
kabul eder. İhtiyacı olmayan, fazla para vermek istemez. Allahü teâlânın bu
yasak emri, lüzumsuz olurdu. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı
yer kalmaz. (Müj. m. 202)
Öldürmek için silah çekene karşı kendini korumak, meşru savunma olur. Saldırıya
uğrayanın, kendisini korumak için saldırganı zararsız hâle getirmesi caizdir.
Ancak bir kimse, sırf korkutmak için (seni öldürürüm) derse, beni öldürecek diye
hemen onu öldürmek caiz olmaz.
Hanefi mezhebindeki bir kimse, evlenip çocukları olduktan sonra, hanımının
kendisinin süt kardeşi olduğu meydana çıksa, (Artık olan olmuş, evlenmişler,
çocukları olmuş, yuvayı yıkmak uygun olmaz) diyerek evliliğe devam edilemez.
Böyle hallerde, yalnız o hususta başka bir mezhep taklit edilerek yuvanın
yıkılması önlenir. Şafiî’de doyuncaya kadar 5 defa emen süt kardeş olur. 2-3
defa emerek süt kardeş olan böyle karı koca, Şafiî’yi taklit ederek
evliliklerini devam ettirebilirler. Şafiî’yi taklit etmeden evliliklerini devam
ettirmeleri mümkün olmaz.
Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Dolgu yapmak, çürük dişi tedavi etmek
değildir. Bir kimse, çürük dişini doldurtmayıp çektirse ölmez. Salih bir doktor,
(Dişini doldurtmazsan veya kaplatmazsan ölürsün veya hasta olursun) demez. Salih
doktor, (Diş dolgusu zaruret değil, ihtiyaçtır. Bunun için dişini doldur veya
kaplat) diyor.
İhtiyaç olunca, zaruret olmasa da başka mezhebi taklit etmek caiz ve lazım olur.
(Redd-ül Muhtar)
Dişler meshedilmez
Sual: Dolgu dişleri mesh etmek, ayaktaki mesti mesh etmek gibi caiz olmaz
mı? Yahut yaranın üstünü mesh etmek gibi caiz değil midir?
CEVAP
Dinimizde mesh, yalnız ayaklara giyilen mest üzerine yapılır. Bu mestin
müddeti de mukim için 24 saattir. Abdest aldıktan sonra tırnaklarına oje süren
kadının, abdesti bozulunca, ojenin üstünü meshetmesi caiz olmaz. Cahiller,
dolguyu yaraya benzeterek, (kaplamanın altındaki yara yıkanmaz, mesh kâfi gelir)
diyorlar. Vücuttaki yaraların üstüne konan sargılara meshedilir. Yara iyi
olduktan sonra, sargıya meshetmek caiz olmaz. Eğer bu sargıları kaldırmak da bir
güçlük olursa, sargıları çıkarıncaya kadar altlarını yıkamak sakıt olur. Çünkü
bunlar zaruret ile konulmuş idi. Yani yarayı tedavi etmek, eski haline getirmek
için konulmuştur. Kaplama ve dolgu ise, dişi tedavi etmiyor, eski haline
getirmiyor. Hasta dişin, oyuk dişin o haliyle bir müddet daha kullanılmasını
sağlıyor. Eğer dolgu, dişi tedavi etseydi, yani dişin çürüğünü kaldırıp eski
haline getirseydi, sargı gibi zaruret olurdu. Kaplama üstüne meshetmek, yara
üzerine meshetmek gibi değildir. Sargı, yaranın iyi olması, eski haline gelmesi
için konuyor. Dolgu ve kaplamada ise dişin eski haline gelmesi mümkün değildir.
Birbirine kıyas edilemez.
İhtiyaç halinde başka mezhebi taklit caizdir. Fakat eli kanayan bir Hanefi,
Şafiî’de kan abdesti bozmaz diyerek, Şafiî’yi taklit ederek o haliyle namaz
kılamaz. Çünkü muteber eserlerde buyuruluyor ki:
Başka mezhebi taklitte, o mezhebin şartlarına da uymak gerekir. (Hulasat-üt
tahkik, Hadika)
Güçlük varsa, farzı yapmak için başka mezhebi taklit caiz olur. (Fetava-i
Hayriyye)
Bir Hanefi; kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmek için, başka bir
mezhebi mesela Şafiî’yi taklit edebilir. Bahrürraık ve Nehrülfaık’ta
da böyle yazılıdır. (Nimet-i İslâm)
Zaruret olmasa da, güçlük, sıkıntı olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit
edilir. Bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması
gerekir. Eğer şartlarından biri, bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun
olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül Muhtar)
Çok eskiden sallanan diş, altın tel ile bağlanırdı. Çıkmış diş veya koyun dişi
yahut altından yapılmış diş, çıkan dişin yerine konur, bir tel ile diğer dişlere
tutturulurdu. Bu tellerin altına su sızardı.
Gümüş yüzük takmak caizdir. Fakat yüzük dar olup altına su geçirmezse, guslü
sahih olmaz. Guslün veya abdestin sahih olması için dar olan yüzüğü oynatarak
altına suyu ulaştırmak gerekir. Diş kaplatmak da caizdir. Ancak altına suyu
ulaştırmak mümkün olmaz. Dişleri sökmek gerekmez. Dinimizin bildirdiği ruhsattan
faydalanılır. Gusülde ağzın içini yıkamanın farz olmadığını bildiren Maliki veya
Şafiî taklit edilir.
Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için Şafiî’yi
taklit etmesinde beis yoktur. Fakat bu işi yaparken taklit ettiği mezhebin
şartlarını da yerine getirmesi gerekir. İhtiyaç olmadan ve şartlarını yapmadan
taklit etmesi telfîk olur ki caiz değildir. (Merakıl-felah haşiyesi)
Zaruret olmadan yapılan bir şey sebebi ile ibadet yapmakta güçlük olunca, bu
farzı yapmak için başka mezhebi taklit etmek gerektiği (Redd-ül Muhtar,
Mizan, Hadika, Berika, Fetava-i Hadisiyye, F.Hayriyye ve Mafüvat) gibi
kıymetli kitaplarda yazılıdır.
Modern diş hekimliği
Sual: Merhum A. Fikri Yavuz, ilmihaline, İmam-ı Serahsi, diş
kaplatmaya fetva verdi diye yazmıştır. İmam-ı Serahsi, miladi 1090’da vefat
ettiğine göre o devirlerde kaplama var mıydı?
CEVAP
O devirde kaplama yoktu. Sallanan diş veya herhangi bir diş, gümüş veya
altın tel ile birbirine bağlanırdı. Bunu kaplama olarak tercüme etmek büyük
hatadır. Bundan daha büyük hata ise, bu büyük yanlışlığı bilip de susmaktır.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil
uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken
bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]
Diş yapımının tarihçesi hakkında Prof.Dr. Gazanfer Zembilci’nin (Tam
Protezler) kitabının Tarihçe kısmında (Protez yapımının başlangıcı, 18.
yüzyıla tesadüf eder. Bu yüzyılda çoğunlukla kuron [kaplama] ve köprü
protezlerinin yapıldığı görülmektedir. Modern diş hekimliğinin kurucusu
Fauchard, 1761 yılında ölmüştür. 1825’te Paris’te ilk suni diş yapılmıştır)
deniyor.
Görüldüğü gibi, İmam-ı Serahsi hazretleri, modern diş hekimliğinin kurulmasından
7 asır kadar önce yaşamış, tadbib kelimesini kullanmıştır. Tadbib
etmek, tel ile şerit ile bağlamak demektir. Mesela Bezzâziyye’de,
(Mushafın cildini tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş yerine dokunmamak
gerekir) buyuruluyor. Tadbib kelimesi, bütün yüzeyi kaplama demek olsaydı,
Mushafı hiç ele almak caiz olmazdı. Demek ki etrafına metal şerit çevirmek
demektir. Fıkıh kitaplarındaki, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek caizdir)
demek, sallanan diş, altın tel veya şerit ile bağlanabilir demektir. Dişleri
kaplatmak diye bir ifade yoktur.
Nasbur-raye’den alınan iki hadis, yanlış tercüme edilerek diş kaplatmaya
caiz deniyor. Sahabeden bir zat, (Uhudda dişim kırılınca Resulullah, kırılan
dişimin yerine, altın bir diş edinmemi emretti) ve (Hz. Osman da,
sallanan dişlerini altın ile tadbib ettirdi) diyor. Yanlışlık, tadbib
kelimesinin kaplatma diye tercüme edilmesinden ve altın diş edinmeyi de kaplama
sanılmasından ileri gelmektedir.
Yanlış yazanlar
Sual: Bu vesikalara rağmen, (diş dolgusu gusle mani olmaz) diye niçin yanlış
yazıyorlar?
CEVAP
Diş dolgusu gusle mani değil diye yanlış yazanlar, üç gruba ayrılmaktadır:
1- Tadbib kelimesini kaplatmak sanıp, (İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Serahsi
diş kaplatmaya fetva verdi) diyenler, o devirde kaplamanın olmadığını bilmeyip
Siyer-i kebire ve Mebsut’a iftira edenler.
2- Fıkıhtan haberi olmayıp, diş dolgu ve kaplamasını zaruret sanarak yaraya
benzetenler. Ki bu ilmi bir benzetme değildir.
3- Dinde reformcular. İbni Hazm, Şevkani, Abduh,
Reşit Rıza gibi mezhepsizleri örnek alıp, reformcu İsmail Hakkı İzmirli’yi,
İttihatçıların getirdiği şeyh-ül-islamları mesela mason Musa Kazım’ı ve
Üryanizade’yi delil gösterirler. Bir kısmı taklidi haram sayarak, bir kısmı da
telfîkı savunarak bir çok kimseyi dalalete sürüklemişlerdir. İzmirli’nin
camileri kiliseye çevirmek, namazı kaldırmak için diğer reformistlerle
hazırladığı rapor, bir çok kitap ve dergilerde yer almıştır. Kadir Mısıroğlu ve
Sadık Albayrak da bu raporu tenkit maksadıyla kitaplarına almıştır.
Necip Fazıl Kısakürek, (İman ve İslâm Atlası), Yusuf Kerimoğlu ise
(Emanet ve Ehliyet) isimli ilmihal kitabında, diş dolgusu olanların Şafiî’yi
taklit etmeleri gerektiğini bildirmiştir.
Dini konularda bilmeden konuşmanın vebali, fetva vermenin mesuliyeti çok
büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli
olanınızdır.) [Darimi]
(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lal,
İbni Asakir]
(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur. Kötülerin en kötüsü
kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Darimi]
(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan korkuyorum.) [İ.Ahmed]
(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din
adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.)
[Buhari]
(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hakim]
(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hakim]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca
da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını
sapıtırlar.) [Buhari]
Doğruyu söylememenin, ilmini gizlemenin vebali de çok büyüktür. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil
uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken
bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]
(İlmini gizleyene kıyamette ateşten bir gem vurulur.) [Hakim]
(İlmini [bildiğini] gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her
şey lanet eder.) [Darimi]
(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir.
Çünkü Allahü teâlâ, "bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.)
[Taberani]
Tadbib kelimesinin manası
Sual: (Lisan-ül Arap lugat) kitabında tadbib kelimesi kaplamak demektir
diyor. Tadbib kelimesi sadece altın diş veya tel edinmeyi değil tamamen
kaplamayı içine almaktadır.
O halde diş dolgusu caiz olmaz mı?
CEVAP
Birincisi din lügatten öğrenilmez, tefsir ilmi, fıkıh ilmi lügatten
anlaşılmaz. Kelimenin sözlük manası ile ıstılah manası farklı olabilir.
İkincisi tadbib kelimesi bugün kaplama manasında kullanılsa bile, o
devirlerde [1200 yıl önce] kaplama anlamında değildi. Çünkü 12 asır önce diş
kaplatmak diye bir şey yoktu. Olmayan şeyden nasıl bahsedilir ki? (Bu imam-ı
a’zam uçakta kitap okurdu) demeye benzer. O zaman uçak mı vardı?
Tadbib, şerit ile, dadbe yani kapı sürgü demiri gibi, enli, yassı bir şey
ile sarmak demek olduğu, Tahtavi’nin ve İbni Âbidin’in Dürr-ül-muhtar
haşiyelerinde, tadbib edilmiş kürsi üzerine oturmayı bildirirken ve
Dürr-ül-münteka ve Camiur-rumuz’da yazmaktadır. Bezzâziye ve
Hindiyye’de diyor ki:
(Gümüş ve altın şekiller ile süslenmiş kaptan yiyip içmek caizdir. Fakat, elini,
ağzını gümüşe, altına değdirmemek lazımdır. İmameyn, böyle kapları kullanmak
mekruhtur dedi. Tadbib edilmiş kap da böyledir. Kürsiyi ve hayvan semerini
tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş bulunan yerlerine oturmamak lazımdır.
Mushafın cildini tadbib etmek caizdir. Fakat, altına, gümüşe dokunmamak
lazımdır.)
Görüldüğü gibi, tadbib etmek, bütün yüzeyi kaplamak demek değildir. Etrafına
metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarında, (Sallanan dişi altın ile
tadbib etmek caizdir) diyor. Bu söz, sallanan dişi, düşmekten korumak için altın
tel veya şerit ile bağlamak caizdir demektir. Çünkü, bu tellerin altına su
sızar. Hem de, gusül abdesti alırken, protez dişlerin çıkarıldığı gibi, tel ve
şerit bağlar da yerlerinden çıkarılmakta, temizlenip, gusülden sonra yerlerine
konulmaktadır. Çıkarılıp temizlenmezlerse, aralarında kalan yemek artıkları
ağızda kötü koku ve tahribat yapar. (Sallanan dişi kaplatmak caiz olur) demek,
fıkıh âlimlerine iftira olur. Çünkü, sallanan diş kaplanamaz, bağlanabilir. Bir
de o devirlerde zaten kaplama diş diye bir şey yoktu. Bu açıkça imamlara yani
din büyüklerine iftiradır.
Şu halde (diş kaplatmak gusle mani olmaz) diye fetva uydurmak, gerçek bir
din adamının yapacağı şey değildir. Hiçbir fıkıh kitabında, (çürüyen dişleri
kaplatmak veya doldurtmak gusle mani olmaz) diye asla bir ifade yoktur.
Üçüncüsü diyelim ki tadbib tamamen kaplama olsa bile, diş kaplaması
ile ne ilgisi var? Çünkü o devirde diş kaplatması yoktu. Olmayan şeyin neyi
savunulur ki? Diş kaplamasının tarihi bellidir. Diş dolgu ve kaplama tekniği 150
yıl önce başlamıştır.
Sanki asırlar önce diş kaplatılıyormuş gibi A. Fikri Yavuz, (900 yıl önce diş
kaplatmasına fetva verilmiştir) diyordu.
Allah’tan korkmak lazım. 9 veya 12 asır önce diş kaplatma tekniği mi vardı?
Denize düşen yılana sarılırsa da, fetvaya bunalan da ittihatçıların adamlarına
mason Musa Kazım ve Üryanizade ve benzerlerine sarılmamalı, kuru bir inadı
bırakmalıdır. Müslümanların yanlış ibadet etmelerine sebep olmamalıdır.
Fetva olsa, kim itiraz eder ki
Sual: (Diş dolgusu ve diş kaplatmasının caiz olduğuna dair imam-ı a’zam
ve imameynin [imam-ı Ebu Yusuf ve imam-ı Muhammedin] fetvaları var)
deniyor. Böyle bir fetva var mı?
CEVAP
Asla yoktur. İmam-ı a’zam hazretleri zamanında dolgu ve kaplama
yoktu. Birisi kalkıp (imam-ı a’zam bilgisayarla yazı yazardı) dese buna
ne denir? Eğer deli değilse yalancı denir. Çünkü imam-ı a’zam hazretleri miladi
767 yılında vefat etti. Yani vefat edeli 1200 yılı geçmiştir. 1237 yıl olmuştur.
O zaman ne kaplama, ne de dolgu ne de bilgisayar vardı. Dolgu ve kaplama 1850
yılında meydana çıkmıştır. Şimdi, imam-ı a’zam dolgu ve kaplamaya fetva verdi
demek cehaletten başka şey değildir.
İmameyn altın tel ile, imam-ı a’zam da gümüş tel ile bağlamaya izin veriyor. Bu
konu gusül bahsinde değil, altın gümüş kullanma bahsindedir. Bu imamların altın
veya gümüşe izin vermesi madenlerin kullanılması için fetvadır. Gusül ile hiçbir
ilgisi yoktur.
Gümüş yüzük için de imamların fetvası vardır. Gümüş yüzük takmak erkeklere caiz
buyuruluyor. Ama gümüş yüzük sıkı ise, altına su geçmiyorsa, gusül sahih olmaz.
Gümüş yüzüğe caiz dendi diye, dar olan gümüş yüzüğün altını yıkamamak mı
gerekir?
İlim ahlakına uymalı
Sual: Hindiyye’deki: (Dişinde kovuk bulunup içerisinde, ya da
dişlerinin arasında yemek kalırsa veya burnunda ıslak kir bulunursa, esah görüşe
göre guslü olur. İhtiyatlı olan, kovuktaki yemeği çıkarıp suyu oraya
ulaştırmasıdır) ifadesine dayanarak, diş kaplatmanın gusle mani olmadığını
söylüyorlar. Doğru mudur?
CEVAP
Yanlıştır. İfadeyi kasten eksik almışlar. Hindiyye’deki, (Burnundaki
kuru kir, gusle manidir) ifadesini almamışlar. Kovuktaki yemeğin altına su
sızacağı için gusle mani değildir. Fakat hamurlaşmış yemek parçasının altına su
geçmezse gusül sahih olmaz. Mülteka tercümesine de, diş dolgusu gusle mani değil
diye uydurma bir ilave yapılmış. Bunların maksatları nedir ki?
Vücudun içi yıkanmaz
Sual: (Diş dolgusu gusle mani değildir. Çünkü vücudun içini değil, dışını
yıkamak gerektiği gibi, dişin de içini değil, dış yüzünü yıkamak gerekir. Diş
dolgusunun altını yıkamak gerekmez) diyorlar. Buna ne denir?
CEVAP
Elbette dişin içi yıkanmaz. Öyle bir şey yapan da yok.
İnsanın bir parmağı kökten kesilse, kesilen yer artık vücudun dışı olur, kesik
yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. İnsanın kolu, bilekten kesilse, kesilen
yer, artık vücudun dışı olmuş olur. Kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de
olmaz. Diş de böyledir. Dişin yarısı kırılsa, kırılan yer, vücudun dışı sayılır.
Dış kısmını da gusülde yıkamak farzdır. Fıkıh kitapları ağzın içinde, dişlerin
arasında ve dişlerin üstünde iğne ucu kadar kuru yer kalırsa, gusül sahih olmaz
diyor.
İlham dinde senet değildir
Sual: Evliyadan Şafii bir zat, (Dişleri kaplama lehinde, âlimler fetva
vermeye cesaret edemiyor. Halbuki bu diş meselesi umum-i belva halini almış, her
tarafa yayılmış ki, kaldırılması kabil değil. Ümmeti bu büyük beladan kurtarmak
çaresini düşündüm; birden kalbime bu ilham geldi. Haddim ve hakkım değil ki,
ehl-i ictihadın vazifesine karışayım. Ama, bu umumi belva zaruretine karşı,
fetvalara taraftar olmadığım halde diyorum ki: Eğer Müslüman bir diş hekimi
kaplamaya ihtiyaç var derse, kaplama gusle mani değildir) diyor. Bu Şafii
evliyanın ilhamı senet olmaz mı?
CEVAP
Evet, hiçbir evliyanın ilhamı senet değildir. Evliya ilhamından sorumlu da
olmaz. Hallac-ı Mansur hazretleri enel hak demiş, İbni Arabi ve Bayezid-i
Bistami hazretleri gibi büyük zatların da hatalı ilhamları olmuştur. İlhamların
doğruluğu, İslamiyet bilgilerine uygun olmalarından anlaşılır. İmam-ı Rabbani
hazretleri buyurdu ki:
(Edille-i şer’iyyeye yani dindeki dört delile uymaya emrolunduk. Ama Evliyanın
ilhamlarına uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi için delildir, başkaları
için senet değildir.) [1/ 272]
(Evliyanın ilhamında yanılması, müctehidin ictihadda yanılması gibidir; kusur
sayılmaz. Bundan dolayı, Evliyaya dil uzatılmaz. Ancak Evliyanın yanlış
ilhamlarına uymak caiz değildir. Müctehidlerin hata ihtimali olan sözlerine
uymak ise vaciptir.) [m.31]
(Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, kendilerini hâl kaplayınca, doğru yolun
âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bilgiler, marifetler söylemişler ise de,
keşf yolu ile ilham ile söyledikleri için suçlu sayılmaz. Bunlar ictihadında
yanılan müctehidler gibidir. Hatta, bunların yanılmalarına da bir sevap verilir.
Böyle farklı bilgilerde, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri ancak doğrudur.
Çünkü bu bilgiler, vahy ile bildirilmiştir. Tasavvuf büyüklerinin marifetleri
ise, ilham iledir. İlhamda kıl ucu kadar uygunsuzluk varsa, yanlış demektir.)
[1/112]
Umumi belva için çare
Şimdi yukarıda bildirilen ilham hakkında ihtimalleri sıralayalım:
1- Şafii’de gusülde ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, Şafii olan
veli böyle söylemiş olabilir.
2- Ulemanın diş dolgusuna fetva vermekten çekindiği bildiriliyor. Elbette
çekinirler. Müslümanları cünüp gezdirmeye hangi âlim cüret edebilir ki? Musa
Kazım gibi ittihatçıların mason şeyh-ül-islamları buna fetva verdi ise de salih
âlimler, buna cesaret edemedi.
3- Evet diş meselesi umumi belva halini almıştır. Mesela açık gezmek,
içki, kumar, çalgı da umumi belva halindedir. Şimdi bir evliya, (Milleti bu
büyük günahlardan kurtarmak için kalbime şöyle bir ilham geldi) dese ve bu
haramlara izin verse, ilhamı senet olur mu? Nitekim aynı mantıkla kızların
başlarını açmaya ve göz ile namaz kılmaya ruhsat verenler çıkmıştır.
4- (Müslüman bir diş hekimi, “kaplama ihtiyaçtır” derse, kaplama gusle mani
olmaz) deniyor. Diş hekiminin sözü dinde senet midir? Senetse, başka bir diş
tabibi de, zaruret değil dese, onunla da amel edilir mi? Bu işi diş tabibi mi
çözer, yoksa ulema mı?
5- Haddim ve hakkım değil ki… ifadesine rağmen aksine hareket edilmesinin
hikmetini bilemeyiz. Bilmemiz de gerekmez. Çünkü sonuçta bu bir ilhamdır. İlham
ise senet olmaz.
6- Çare: Dolgu ve kaplaması olanların, Maliki veya Şafii mezhebini taklit
etmeleri yeterlidir.
Sözde mi hak?
Sual: Bazıları mezhep taklidine akıl erdiremiyor. Bir gün bunlardan birisine
dedim ki, 4 mezhep hak mı? “Elbette hak” dedi. Peki, sözde mi hak dedim. “Hayır
gerçekte hak” dedi. Peki dedim, madem gerçekte hak, o zaman Hanefi’deki bir
sıkıntı için, hak olan Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmekten niye
çekiniyorsun? “Bir hoca lüzum yok demişti de... Ben de ona inandım” dedi. Ben de
öyle hocaya değil, kitaplara inanmak lazım, bir mezhepte bir çıkış yolu yoksa
veya sıkıntılı ise başka bir mezhep taklit edilir dedim. Doğru demiş miyim?
CEVAP
Evet doğru. İlmi ve insafı olanlar için sözleriniz yeter. Her hocanın sözüne
bakılmaz. Bazıları tesettürü inkâr ediyor, bazıları müziğe helal diyor, horozdan
kurban edilir diyor, bazıları namaz üç vakit diyor, bazıları dinin sahibine yani
âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed aleyhisselam efendimize hâşâ (postacı
idi, vazifesi bitti, YALNIZ KUR’AN) diyor, bunları çoğaltmak mümkün. Din yeni
gelmedi. Eksik de gelmedi. Onun bunun sözüne değil, dindeki 4 delile yani
edille-i şeriyyeye bakmak lazım.
Hiç zararı olmaz
Sual: Günümüzdeki müslümanlar olarak fıkıh bilgimiz yok gibi, yani çok az.
Diş dolgusu veya kaplaması olanların, Maliki veya Şafii mezhebini taklit
etmeleri gerektiğini delilleriyle yazıyorsunuz. Başkaları da kendilerine göre
delil gösteriyorlar. Siz bunların da yanlış olduğunu ispat ediyorsunuz. Ancak
bizim gibi fıkıh bilgisi olmayanlar, bu delillerden fazla bir şey anlamıyoruz.
Bizim için mantıki bir izah yapar mısınız?
CEVAP
Dini hükümlerde dindeki 4 delile bakılır. Sizin için şu kadarını söyleyelim:
Dört mezhebimiz haktır. Kendi mezhebimizde yapmamızda sıkıntı olan bir işi,
bunlardan birisine uyarak yapabiliriz. Dünyalık işlerimizde ihtiyata riayet
etmemek ahmaklık olduğu gibi, ibadetlerde de ihtiyata riayet etmemek ahmaklık
olur.
Hanefi mezhebinde ağzın içini gusülde yıkamak farzdır. İğne ucu kadar kuru yer
kalsa gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanların, gusülde ağzın içini
yıkamak farz değil diyen Maliki veya Şafii mezhebine uymaları gerekir. Bizim
naklettiğimiz yanlış bile olsa, bunun hiçbir zararı olmaz, üstelik, hak olan
başka bir mezhebin şartlarına da uyduğumuz için sevap kazanırız. Zaten her
Müslüman, kendi mezhebinin şartlarına uyar, diğer mezhebin şartlarını da
gözetmeye çalışırsa, müstehap olur. Eğer Hanefi mezhebinden naklettiğimiz husus
doğru ise, inanmayanlar bir ömür boyu cünüp gezer, namazı da sahih olmaz.
Şeyh-ül İslam Musa Kazım
Sual: Diş dolgusuna fetva veren Şeyh-ül-İslam Musa Kazım kimdir?
CEVAP
Sultan ikinci Abdülhamid hanın tahttan indirilmesi ile din işlerine de fesat
karıştı. İttihat ve terakki fırkasına kayıtlı olan cahiller, hatta
masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, sultan
Abdülhamid hanın son Şeyh-ül-İslamı Muhammed Ziyaüddin efendi, vazifesinden
alındı. Bu yüksek makama 1910’da Musa Kazım efendi getirildi. Bu zat,
koyu ittihatçı ve mason idi. Bunun gibi, İslamiyet'e uymayan hareketlerinden ve
sapık yazılarından dolayı ikinci Abdülhamid han tarafından Irak’a ve Fizan'a
sürülmüş olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde
vazifeler verildi. Bu cahil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının
yazılmasına, yayılmasına, önayak oldular. Abdülhamid han zamanında yazılan din
kitapları, bir ilim heyeti tarafından tetkik edilirdi. Tasdik edilip, izin
verilenler bastırıldı. Böylece, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir.
1909 dan sonra din kitapları yetkili âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. Bu
kitaplardan, ancak vesikalar vererek, yazılanlara güvenilir. Ne oldukları
belirsiz kimselerin ve bid’at fırkalarına satılmış olan mezhepsiz din
adamlarının yazdıkları bozuk kitapları okuyan Müslüman yavruları, temiz gençler,
dini yanlış öğrendiler. Böyle cahil yetiştirilen Müslümanlardan bazıları,
siyaset cambazlarının tuzaklarına düştüler. Kendi partilerinden olmayanlara
kâfir diyecek kadar taşkınlık yapanları oldu. Müslümanlar arasındaki bu fitne,
İslam düşmanlarının işlerine yaradı. İngilizlerin (İslamiyet'i yok etmek)
planlarının gerçekleşmesini kolaylaştırdı. İşte bunun için, Allahü teâlâ,
Müslümanların bölünmelerini yasak etti, kardeş olduklarını bildirip,
birbirlerini sevmelerini, vatan düşmanlarına karşı birleşerek kuvvetli
olmalarını emretti. (Eshab-ı Kiram kitabı)
Yahudiler, İttihat ve terakki fırkası ile işbirliği yaptı. Bütün şer
güçler, sultana karşı birleşti. 1909 da tahttan indirilip, bütün Müslümanlar
öksüz bırakıldı. İttihat ve terakkinin başında bulunanlar, din düşmanlarını ve
masonları devletin en yüksek mevkilerine getirdiler. Hatta, Şeyh-ül-İslam
yaptıkları Hasan Hayrullah ve Musa Kazım mason idi. Ülkeyi kana
buladılar. Bu İngiliz uşaklarının sebep oldukları, Balkan, Çanakkale, Rus ve
Filistin cephelerinde, haince hazırlanmış İngiliz planları ile, Abdülhamid hanın
yetiştirdiği, dünyanın birinci kara ordusu yok edildi. Yüz binlerce vatan evladı
şehit edildi. İngilizlerin hileleri ile, devletin başına geçen masonlar, vatanın
savunmaya muhtaç olduğu bir zamanda, milleti sahipsiz bırakıp kaçtılar.
Hainliklerini böylece de ispat ettiler. (İngiliz Casusu kitabı)
(Diş doldurtmaya Musa Kazım efendi de fetva vermiş) sözü, vesika olamaz.
Fetvanın fıkıh kitaplarından alınmış olması ve alınmış olduğu kitaptaki mehaz
olan yazının fetva altında bildirilmesi lazımdır. Musa Kazım efendi, böyle
yapmamış, kendi mantığı ve düşüncesi ile birçok yanlış fetvalar vermiştir.
Meşrutiyetin ilanından sonra, ittihatçıların iş başına getirdikleri cahil, hatta
mason din adamları böyle bozuk fetvalar vermekten çekinmediler. Müslümanın
uyanık olması, masonların ve mezhepsizlerin, münafıkların ve bid’at
sahiplerinin, bölücülerin güler yüzlerine ve tatlı sözlerine aldanmaması,
onların yazılarına değil, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarına uyması
ve bu kitaplara uyan hakiki din adamlarına tâbi olması lazımdır. (İslam
Ahlakı kitabı)
Copyright © HuzuraDogru Yayinlanma:: 2006-04-23 (5223 Okunma) [ Geri Dön ] |